Kocaelispor–Amedspor maçında İstiklal Marşı sırasında bir yanda kurt işareti, diğer yanda zafer işareti… İkisi de yanlış. Biri “ben buradayım” diyor, diğeri “ben de buradayım, üstelik sana cevap veriyorum” diyor. Marşın o kısa, ortak anını kirletiyorlar. Ama asıl mesele bu sahnelerin ötesinde: “Spor birleştirir, kardeşlik ruhu yaratır” iddiasının kendisi. Ben buna inanmıyorum. Çünkü spor, özellikle futbol, uzun zamandır bir pazar. Ve pazarlar birleştirmez; bölerek büyür.
***
Türkiye’de futbol, milyarlarca liralık bir endüstri. 2025-2026 sezonunda sadece dört büyük kulüp toplam 45,4 milyar lira gelir elde etti. Galatasaray tek başına 20,7 milyar liraya ulaştı. Mağazacılık, lisanslı ürün, maç hasılatı, sponsorluk… Süper Lig’in toplam geliri 60 milyar lirayı aşıyor; bunun yüzde 63,5’i yine aynı dört kulüpte toplanıyor. Transfer harcamaları, ücret faturaları, yayın hakları, bahis pazarları… Hepsi aynı döngünün parçası. Futbol, “kardeşlik” satarak para kazanıyor. Tribünlerdeki gerilim de bu pazarın yakıtı.
***
Amedspor maçları yıllardır ırkçı sloganlar, “sarı torba” sallamalar, yabancı madde atışları, otel baskınları ve deplasman yasaklarıyla anılıyor. Bursaspor, Sakaryaspor, Ankaragücü, Bandırma, Şanlıurfa… Liste uzuyor. Tribünlerde siyasi sloganlar, etnik gerilim, “biz” ve “onlar” retoriği rutin hâline gelmiş durumda. Stadyumlar, ortak duygu alanı olmaktan çıkıp kimlik savaşının açık sahnesine dönüşmüş.
***
Bu tablo sadece Türkiye’ye özgü değil. Avrupa’da da durum farklı değil. 1970-80’lerin klasik hooligan dönemine göre şiddet azalmış olsa da bitmedi. İngiltere’de 2024/25 sezonunda düzensizlik olayları yüzde 18 arttı, nefret suçları yükseldi. Fransa’da maç çevresinde gözaltılar yüzde 26’dan fazla arttı; PSG’nin Şampiyonlar Ligi zaferi sonrası ülke çapında isyanlar, yüzlerce yaralı ve gözaltı yaşandı. Almanya’da 2026’da bir kupa maçında sahaya hücum ve fişek atışları sonucu 85-100 kişi yaralandı. Polonya’da polis yığınakları artıyor, organize kavgalar sürüyor. İtalya, İspanya, Hollanda… Piroteknik, stadyum dışı çatışmalar, siyasi/ideolojik unsurlar her yerde. UEFA cezaları, stadyum yasakları, polis koordinasyonu… Hepsi var ama “birleştirici ruh” hâlâ efsane.
***
Futbol doğası gereği rekabetçidir: Bir taraf kazanır, diğeri kaybeder. Sıfır toplamlı oyun. Üzerine taraftar kimliği, etnik aidiyet, siyasi polarizasyon eklenince sonuç kaçınılmazdır. “Spor barış ve kardeşliktir” cümlesi, uluslararası kurumların ağızlarından düşmeyen bir slogandır. Ama sahada ve tribünde gördüğümüz şey, çoğu zaman tam tersidir: Kutuplaşma, nefret dili, sembol savaşı.
Son nokta şudur:
İstiklal Marşı okunurken yapılan kurt işareti yanlıştır. Aynı dakikalarda yapılan zafer işareti de yanlıştır. İkisi de marşın saygı duruşunu bozar, ortak ritüeli kirletir. Marş anı, kimsenin “mesaj” verme ya da “tepki” koyma yeri değildir. Orada el kaldırmak, ister kurt olsun ister zafer, aynı hatadır.
***
Spor, insanları bir araya getirebilir. Getiriyor da. Ama bir araya getirmek, otomatik olarak birleştirmek değildir. Aynı stadyumda oturmak ile ortak bir duyguya sahip olmak arasında dağlar vardır. İstiklal Marşı sırasında yapılan bu iki işaret, o dağların ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha gösterdi.
Futbol, büyük bir pazardır. Pazarlar kardeşlik üretmez. Bölerek büyür. Gerisi romantik laftır.
Kalın sağlıcakla