Yapacaklarını anlatmaya bile gerek duymayan siyasi partilerimiz, yıllardır aynı siyasi döngünün içinde dönüp duruyor. Liderler konuşuyor, uzun uzun anlatıyor ama çoğu zaman ortada somut olarak söylenmiş bir şey yok.
***
Peki Türkiye’nin giderek hantallaşan devlet yapısını nasıl değiştirecekler? Devleti daha küçük, daha çevik, daha işlevsel ve aynı zamanda daha güçlü hale getirmek için ne yapacaklar? Açıkçası bu konuda ciddi bir çaba göremiyoruz.
***
Siyasi partiler, devleti nasıl daha iyi yöneteceklerini tartışmak yerine çoğu zaman kendi iç meseleleriyle uğraşıyor. Parti içi çekişmeler, koltuk hesapları, aday tartışmaları derken ülkenin asıl sorunları yine ikinci planda kalıyor. Sonuçta Türkiye bir arpa boyu yol alamıyor; tam tersine sistem giderek daha ağır ve daha hantal bir yapıya dönüşüyor.
***
Daha da kötüsü, mevcut siyasi partiler arasında bu konuda diğerlerinden belirgin biçimde öne çıkan bir parti de görünmüyor. Oturmuş bir sistem var ve ne yazık ki kim gelirse gelsin bu sistemi değiştirmek yerine onun içinde hareket etmeyi tercih ediyor.
***
Ne geçmişteki parlamenter sistemde ne de bugün uygulanan başkanlık sisteminde gerçek anlamda bir kuvvetler ayrılığından söz edebildik. Oysa demokrasinin temel şartlarından biri, yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması ve birbirini denetleyebilmesidir.
***
Bizde ise yıllardır bunun tam tersi yönde bir gidiş var. Güçlerin birbirinden ayrılması yerine giderek daha fazla aynı merkezde toplanması söz konusu. Bunun uzun vadede sağlıklı bir devlet yapısı ortaya çıkarmayacağı açıktır.
***
Demokrasimizi geliştirmek, gerçek anlamda demokratik bir sistem kurmak adına ne sağ siyasetten ne de sol siyasetten ciddi ve kapsamlı bir çalışma görüyoruz. Varsa yoksa popülist politikalar… Halkın hoşuna gidecek sözler söylemek, günü kurtarmak ve seçim kazanmak. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı halk dalkavukluğu değil, güçlü kurumlar ve sağlam bir denetim sistemidir.
***
Milletvekillerini, kamu kurumlarını ve yetkilileri gerçekten takip edecek, hesap sorabilecek güçlü sivil toplum kuruluşlarımızın sayısı da son derece yetersiz. Denetimin olmadığı yerde yanlışların, usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların ortaya çıkması şaşırtıcı değildir.
Sorunun nereden kaynaklandığı aslında ortada. Fakat buna rağmen sistemi düzeltecek, şeffaflığı artıracak, denetimi güçlendirecek ve hesap verebilirliği sağlayacak ciddi yasal düzenlemeler yapılmıyor. Bunun sonucunu da bütün toplum birlikte ödüyor.
***
Ekonomiden adalete, eğitimden kamu yönetimine kadar toplumun hemen her kesiminde ciddi bir memnuniyetsizlik ve yorgunluk var. İnsanların sisteme ve kurumlara olan güveni giderek azalıyor. Artık siyasetin sadece “kim iktidar olacak?” sorusunu tartışmaktan çıkması gerekiyor.
***
Asıl soru şu olmalı: Nasıl bir devlet istiyoruz ve bu devleti nasıl kuracağız?
Küçük ama güçlü, hızlı karar verebilen ama mutlaka denetlenebilen, vatandaşına hesap veren, kurumları kişilerden güçlü olan bir devlet yapısı oluşturmadığımız sürece kimin iktidara geldiğinin de çok fazla anlamı kalmayacaktır.
***
Bu konuda acil ve köklü adımlar atılmazsa, bugün yaşadığımız sorunların çok daha ağırlarıyla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.