Son günlerde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden vazgeçilerek yarı başkanlık sistemine geçilmesini öneren siyasi parti liderlerini dikkatle izliyorum. Ancak bu öneriler dile getirilirken sistemin nasıl işleyeceğinin, hangi sorunları çözeceğinin ve beraberinde hangi riskleri getireceğinin yeterince tartışılmadığını düşünüyorum.
***
Yarı başkanlık, yalnızca cumhurbaşkanının yanında bir başbakanın bulunması demek değildir. Cumhurbaşkanı ile parlamentoya karşı sorumlu hükümetin bir arada bulunduğu bu yapıda, yetkilerin nasıl paylaştırıldığı belirleyicidir. Fransa’nın en bilinen örneğini oluşturduğu bu sistemin başarısı da ülkenin siyasi kültüründen, kurumlarından ve denetim mekanizmalarından bağımsız değerlendirilemez. Dolayısıyla yalnızca bir modelin adını ortaya atarak Türkiye’nin yönetim sorunlarına çözüm bulunamaz.
YETKİ TARTIŞMALARINI GÖRMEZDEN GELEMEYİZ
Türkiye’nin parlamenter sistem deneyimini de aynı açıklıkla değerlendirmemiz gerekiyor. Geçmişte yaşanan hükümet krizlerini, siyasi tıkanıklıkları ve yetki tartışmalarını görmezden gelemeyiz. Bununla birlikte, bütün bu sorunları yalnızca sistemin adına bağlamak da doğru değildir. Siyasi partilerin işleyişini, uzlaşma kültürünü ve kurumların bağımsızlığını da sorgulamak zorundayız.
***
Bugün uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik temel eleştirim ise yetkilerin büyük ölçüde tek bir merkezde toplanmasıdır. Cumhurbaşkanının aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olması da devlet yönetiminde tarafsızlık ve etkili denetim bakımından ciddi sakıncalar doğurmaktadır. Özellikle parti disiplini üzerinden yasama ile yürütme arasındaki siyasi bağın güçlenmesi, kuvvetler ayrılığının uygulamada ne ölçüde sağlandığı sorusunu gündeme getirmektedir.
***
Oysa demokratik bir yönetimde esas olan, yetkilerin sınırlarının açıkça çizilmesi ve bu yetkileri kullananların etkili biçimde denetlenmesidir. Yasama, yürütme ve yargı kendi görev alanlarında güçlü olmalı; hiçbir organ diğerlerini işlevsiz hâle getirememelidir.
***
Benim savunduğum, ABD’deki başkanlık modelinin denge ve denetim mekanizmalarının incelenmesi ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun bir başkanlık sisteminin tartışılmasıdır. Ancak başka bir ülkenin modelini olduğu gibi almak da tek başına çözüm değildir. Güçlü bir Meclis, bağımsız ve tarafsız bir yargı, hesap verebilir bir yürütme ve işler durumdaki denetim mekanizmaları birlikte düşünülmelidir.
LİDERLER KONUŞUYOR, HALK DİNLİYOR
Bizim en büyük eksiklerimizden biri, kavramların içini doldurmadan konuşmamızdır. Liderler konuşuyor, halk dinliyor; fakat hangi sorunun hangi düzenlemeyle çözüleceği çoğu zaman açıklanmıyor. Sistemlerin adları tartışılıyor, işleyişleri ise geri planda kalıyor.
***
Sorunu doğru tespit edemezseniz doğru çözümü de üretemezsiniz. Önce şu sorulara açık cevaplar verilmelidir: Meclisin denetim gücü nasıl artırılacak? Yargı bağımsızlığı nasıl güvence altına alınacak? Yürütmenin yetkileri nasıl sınırlandırılacak? Devlet yönetiminde tarafsızlık ve hesap verebilirlik nasıl sağlanacak?
***
Bu nedenle ben, mevcut sistemin yerine yalnızca başka bir isim konulmasını yeterli görmüyorum. Türkiye açısından tartışılması gerekenin, kuvvetler ayrılığına dayanan, denge ve denetim mekanizmaları güçlü bir başkanlık sistemi olduğunu düşünüyorum.
***
Başarıyı getirecek olan, sistemin adındaki “yarı” ya da “tam” sözcüğü değil; yetkinin sınırlandırılması, hukukun üstünlüğü ve kurumların gücüdür. Savunduğum başkanlık modelinin demokratik değeri de ancak bu koşulları ne ölçüde sağlayabildiğiyle ortaya çıkacaktır.