Bir şehirde köprü yıkıldı…
Diğer şehirde yine dere temizlendi.
2026 yılının taşkınları, yerel yönetim anlayışlarının farkını da gösterdi. Tokat ve Manisa aynı felaketle karşı karşıya kaldı. Yağmur aynı gökten yağdı. Nehirler aynı öfkeyle kabardı. Ama verilen tepkiler birbirinden oldukça farklıydı.
Tokat’ta belediye, Yeşilırmak üzerindeki ÇEDAŞ Köprüsü’nü yıkma kararı aldı. Çünkü teknik raporlar şunu söylüyordu: Köprü artık sadece bir ulaşım yapısı değil, aynı zamanda taşkın anında suyun önünde bir engeldi.
Köprünün ayakları dar bir boğaz oluşturuyordu. Sel sırasında sürüklenen ağaçların, dalların ve molozların burada birikmesi halinde Yeşilırmak şehir merkezine geri tepebilirdi. Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu’nun “DSİ standartlarına uygun değil” açıklaması da aslında önemli bir gerçeği ortaya koyuyordu: Şehirler artık eski iklim koşullarına göre yapılmış altyapılarla korunamıyor.
Tokat Belediyesi burada yalnızca bir köprüyü yıkmadı. Aslında eski taşkın anlayışını yıkmaya çalıştı.
Çünkü Tokat şunu fark etti: Taşkın yönetimi sadece su geldikten sonra kepçe göndermek değildir. Bazen suyun önündeki yapıyı kaldırma cesareti göstermektir.
Elbette bu karar tartışıldı. Ama en azından teknik bir refleks vardı. Hidrolik kapasite düşünüldü. Akarsu kesiti hesaplandı. Kriz yönetimi devreye girdi. Belediye, DSİ ve afet birimleri ortak bir mantıkla hareket etti.
Peki aynı dönemde Gediz Havzası’nda ve Manisa’da neler oldu?
Mart ve Nisan aylarında Gediz Nehri taştı. Manisa merkezden Turgutlu’ya, Salihli’den Ahmetli’ye kadar binlerce dönüm bağ ve tarım arazisi su altında kaldı. Hayvan damları zarar gördü. Bağ evleri sularla çevrildi. Bazı aileler mahsur kaldı. Su içerisinde mahsur kalan hayvanların kurtarma operasyonları ulusal medyada yankı uyandırdı.
Ama kamuoyuna yansıyan müdahalelerin büyük kısmı yine aynıydı:
Dere temizliği…
Rusubat kaldırılması…
Kanal açılması…
Tahliye çalışmaları…
Yani su geldikten sonra yapılan müdahaleler…
MASKİ ekipleri çalıştı. AFAD sahaya indi. İş makineleri dere yataklarına girdi. Elbette bunlar küçümsenecek çalışmalar değildir. İnsan hayatını korumak için kriz anında yapılan her müdahale değerlidir.
Ama artık şu soruyu sormak gerekiyor: Gediz Havzası neden her yağmurda biraz daha çaresiz hale geliyor?
Çünkü Gediz artık yalnızca taşkın yaşamıyor; aynı zamanda yılların yanlış planlamasının bedelini ödüyor.
Bir yandan kuraklık yaşayan bir havza, diğer yandan taşkın felaketiyle boğuşuyor. Bu çelişki tesadüf değildir. Çünkü Gediz’in doğal dengesi yıllardır bozuluyor.
Dere yatakları daraltıldı.
Taşkın ovaları yapılaşmaya açıldı.
Yeraltı suları hoyratça tüketildi.
Sulak alanlar kurutuldu.
Toprak betonla kaplandı.
Doğa ise bugün bunun hesabını soruyor.
Tokat’ta belediye, taşkın anında risk oluşturduğunu düşündüğü köprüyü kaldırdı. Manisa’da ise daha çok taşkın başladıktan sonra suyu yönlendirmeye çalışan bir anlayış öne çıktı.
İşte iki şehir arasındaki temel fark burada ortaya çıkıyor: Tokat suyun önündeki engeli kaldırmaya çalıştı. Gediz Havzası ise hâlâ su geldikten sonra onun peşinden koşuyor.
Tokat’ta daha “noktasal ve sert mühendislik müdahaleleri” öne çıkarken, Manisa ve Gediz Havzası’nda daha çok temizlik, tahliye ve akışı rahatlatma çalışmaları yapıldı. Ancak Mart-Nisan 2026 taşkınları, Gediz Havzası’nın artık yalnızca geçici müdahalelerle yönetilemeyecek kadar kırılgan hale geldiğini ortaya koydu.
Oysa Gediz Havzası artık geçici müdahalelerle yönetilemeyecek kadar kırılgan hale geldi. Çünkü burada sorun sadece aşırı yağış değil; havzanın taşıma kapasitesinin yıllardır yanlış kullanılmasıdır.
Bugün Gediz Havzası için gerçek çözüm;
Dere temizliğinden çok havza planlamasıdır,
Günü kurtarmaktan çok ekosistemi onarmaktır,
Beton üretmekten çok suyu tutabilen doğal alanları geri kazanmaktır.
Şimdi soru şu: Belediyeler hâlâ yalnızca taşkın sonrası temizlik fotoğrafları mı paylaşacak?
Yoksa bilimsel, cesur ve uzun vadeli kararlar mı alacak?