22 Mart geldiğinde, takvim bize bir günü değil, bir gerçeği hatırlatır: Su tükenirse, söz de tükenir. Bugün Dünya Su Günü. Ama Gediz Havzası’nda bugün, kutlamadan çok bir yüzleşmenin adıdır. Çünkü Gediz artık sadece akmıyor; aynı zamanda kirleniyor, daralıyor ve sessizce yok oluyor.
***
Bir zamanlar bereketin simgesi olan Gediz Nehri, bugün Türkiye’nin en kirli akarsularından biri olarak anılıyor. Bu sadece bir çevre sorunu değildir. Bu, göz göre göre kaybedilen bir hayat damarıdır. Nehrin rengi değiştiğinde, aslında toprağın kaderi de değişir. Ve o kader, bugün Manisa’da kuraklık, verim kaybı ve umutsuzluk olarak karşımıza çıkıyor.Peki bu noktaya nasıl geldik?
SU KİRLETİLİYOR, HEM DE SİSTEMATİK BİÇİMDE
Gediz Havzası’nda sanayi ve yerleşim baskısı her geçen yıl artarken, su havzaları daralıyor. Korunması gereken alanlar imara açılıyor, dere yatakları değiştiriliyor, doğal su döngüsü bozuluyor. Suya ulaşmak zorlaşıyor; ama daha da önemlisi, temiz suya ulaşmak neredeyse imkânsız hale geliyor.
MARMARA GÖLÜ’NÜN KURUMASI EKOSİSTEME ZARAR VERİYOR
Bir zamanlar kuş cennetiydi. Binlerce göçmen kuşun uğrak noktası, ekosistemin kalbiydi. Ama bugün Marmara Gölü yok. 2021 yılında yanlış su politikaları, aşırı ve plansız tarımsal sulama sonucu kurudu. Bu sadece bir gölün kaybı değildir. Bu, bir uyarıdır. Bir göl kuruyorsa, sıra nehirdedir. Nehir kuruyorsa, sıra ovadadır.
PLANSIZ SANAYİLEŞME, SU KITLIĞINI DERİNLEŞTİRİYOR
Gediz Havzası zaten su stresi altında. Yağışlar düzensiz, yeraltı suları çekiliyor. Böyle bir tabloda, suyu yoğun kullanan ve kirleten sanayi yatırımlarının plansız şekilde artması, sorunu büyütmekten başka bir işe yaramıyor. Bugün yaşanan kriz, sadece doğanın değil; yanlış planlamanın sonucudur.
KİRLİLİĞİN KAYNAĞI BELLİ, AMA ÇÖZÜM YOK
Bölgedeki organize sanayi bölgeleri (Turgutlu OSB, Akhisar Zeytin İhtisas OSB, Muradiye OSB ve Bağyurdu OSB) ciddi bir çevresel baskı oluşturuyor. Bu bölgelerin bir kısmında hâlâ etkin ve yeterli arıtma tesislerinin bulunmaması, Gediz’i adeta açık bir atık kanalı haline getiriyor. Sanayi üretimi büyürken, suyun bedelini doğa ödüyor.
SORUNUN ADI YANLIŞ KONULUYOR
Evet, küresel ısınma ve iklim değişikliği büyük bir tehdit. Ama Gediz Havzası’nda yaşanan su krizinin tamamını buna bağlamak, gerçeği eksik anlatmaktır. Çünkü bu havzada su sorunu, büyük ölçüde insan eliyle yaratılmıştır.Yanlış politikalar, denetimsizlik, plansız büyüme… Bunlar konuşulmadan, sadece “iklim değişikliği” demek, sorumluluğu gökyüzüne yüklemektir. Oysa sorun yerde, çözüm de yerde.
Bu yaklaşım, bizi çözümden uzaklaştırıyor. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavi demektir. Ve Gediz, artık yanlışları kaldırabilecek durumda değil.
PEKİ NE YAPILMALI?
Öncelikle gerçeklerle yüzleşilmeli. Gediz’in kirli olduğu kabul edilmeli. Sanayi kaynaklı kirlilik açıkça tespit edilmeli ve yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalı. Arıtma tesisleri bir seçenek değil, zorunluluk olmalıdır. Su havzaları korunmalı, imar baskısından arındırılmalıdır. Marmara Gölü gibi kayıpların tekrar yaşanmaması için bilim temelli su yönetimi politikaları geliştirilmelidir. Ve en önemlisi: Su, ekonomik bir meta değil; yaşamsal bir haktır. Bugün Gediz için atılacak adımlar, yarının Manisa’sını belirleyecek. Eğer bu gidişata “dur” demezsek, yarın konuşacak bir nehir, sulanacak bir ova bulamayabiliriz.
***
22 Mart bir kutlama günü değil. Bir uyarıdır. Gediz susarsa, Manisa susar. Manisa susarsa, hayat susar. Ve o sessizlik, sandığımızdan çok daha hızlı yaklaşır.