Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

AÇLIK HARMANI

Değerli dostlar, siz hiç “Açlık Harmanı” diye bir kavram duydunuz mu? Ben duymamıştım. Ama internet ortamında gezinirken bu çok ilginç bilgiye ulaştım. Ulaştığım bu bilgi, Bayram Sönmez adlı bir öğretmenden. Bayram Sönmez öğretmenimizin bu ilginç bilgiselini birlikte okuyalım. Siz hiç “açlık harmanı” gördünüz mü, duydunuz mu? Ben gördüm. Çocuktum. Harman zamanına az kalmıştı. Babam, at arabasını hazırlattı. İçine iki minder koydurdu ve bacanağı Istık Mustafa ile arabaya oturdular. Yaklaşan ekin biçme günleri öncesi tarlaları gezmeye gidiyoruz. Istık Mustafa, İstiklal madalyası sahibi ve tütün tiryakisi. Bıyıkları ve parmak arası sapsarı tütün rengi… “Istığın oğlu” diye anılıyor. Bir süre sonra babam, yolu bilen atların yönetimini bana bıraktı. Nasıl seviniyorum ama; bir elimde terbiye, bir elimde kırbaç, ayaktayım…. Istık Mustafa, hoş sohbet, konuşkan… Tütün tabakası ellerden düşmüyor. Mustafa Emmi, hemen her cümlenin başında, “Al beri bak hele Bacanak…” diyor, aklımın ermediği “Yonan gavuru”ndan anlatıyor, anlatıyor... Ben oralarda değilim; at arabası sürüyorum, ayaktayım. Çaktırmadan çevreye bakıyorum. “Beni gören var mı, karşıdan gelen var mı?” diye. Bir çift doru tay, koşmak için can atıyor. Tabii ben de tayların dörtnala kalkmasını istiyorum. Babam, atlar parlayıverirse dizginleri almak için tetikte… Sarıhüyük’te bizim tarlaları geçtik. İndiler, gezdiler, başak koparıp avuçlarında ovuşturarak kılçık ve kabuklarından  ayırıp kalite ve kuruluğuna baktılar. “Ekinler iyi, on-on beş güne biçilir.” dediler. Arabaya tekrar bindiler. Atları yürüttüm. Daha ileride Mustafa Emmi’nin tarlasında ekin biçen birini gördüm ve heyecanla, “Emmi, Emmi, senin ekini biri biçiyor.” dedim.  Yaklaştık. Bir köylümüz… Babam ve Mustafa Emmi, selam verdiler, “Kolay gelsin.” dediler. Adam, selamı aldı, tırpanını masatlarken ayaküstü hal-hatır ettiler. Istık Mustafa Emmi’de bırak kızmayı, sitem bile yok… İzinsiz ekin biçen mi? Kaçmadı, telaşlanmadı, saklanmadı, utanmadı! Şaştım, kaldım! Duraklattığım atları, babamın uyarısıyla kırbaçladım. Oradan uzaklaştık. Daha ileride koca akarın dalındaki söğütün altında durduk. Babam atları arabadan ayırdı. Su içmeleri ve dinlenmeleri için uzun urganlara bağladı, atları serbest bıraktı. Benim içim içime sığmıyor,  “Mustafa Emmi, niye adama bir şey demedin? Adam ekinini biçiyordu. Hiç utanmadı sen de bir şey demedin!” dedim. Mustafa Emmi, “Al beri bak çocuk, aklın ermez senin. O adamın evinde un kalmamış, çocukları aç. Sekiz on deste ekini acele biçip döğecek. Buğdayı değirmene götürecek, akşama olmazsa yarın sabaha çocuklarına ekmek  yetiştirecek. Buna ‘açlık harmanı’ denir. İhtiyacı olan  yapar, kimse bir şey demez, eskiden beri  bu böyledir.” dedi. Babam biraz da anlamlı bir gülümsemeyle “Oğul, Emmi’nin ekinlerinde on beş gün tırpan sallanır. O adam gelir, beş altı gün ekin biçer; bir günlük eksik alır, ödeşirler.  Sen de unutma, gün gelir, gerekirse böyle yaparsın.” dedi. Açlık harmanı, ilk kez duydum ve sonraları bir kaç kez daha gördüm. Ne güzel bir gelenekti. Olmayan, olandan alıyor, günü gelince ödüyor. Kimse kimseyi ayıplamıyor, kınamıyor. Biz mi değiştik, zaman mı bozuldu? Evet değerli dostlar, eskiden biz böyleydik. İnsanlar birbirini kollar, gözetirdi. Eski dönemlerde, bizlerin biz olduğu o yıllarda ne güzel geleneklerimiz, davranışlarımız varmış. Keşke yeniden o güzel günlere, dayanışmanın, dostluğun, kardeşliğin içten, gerçek olduğu yıllara dönebilsek! Ah o özlemler! O güzel davranışlar, hep geçmişte kalıyor. Sözün Özü: İyi kalpler bahçelerdir, iyi düşünceler köklerdir, iyi sözler çiçeklerdir, iyi davranışlar meyvelerdir. Henry Wadsworth Longfellow
Ekleme Tarihi: 30 Haziran 2026 -Salı

AÇLIK HARMANI

Değerli dostlar, siz hiç “Açlık Harmanı” diye bir kavram duydunuz mu? Ben duymamıştım. Ama internet ortamında gezinirken bu çok ilginç bilgiye ulaştım. Ulaştığım bu bilgi, Bayram Sönmez adlı bir öğretmenden.

Bayram Sönmez öğretmenimizin bu ilginç bilgiselini birlikte okuyalım.

Siz hiç “açlık harmanı” gördünüz mü, duydunuz mu? Ben gördüm.

Çocuktum. Harman zamanına az kalmıştı. Babam, at arabasını hazırlattı. İçine iki minder koydurdu ve bacanağı Istık Mustafa ile arabaya oturdular. Yaklaşan ekin biçme günleri öncesi tarlaları gezmeye gidiyoruz.

Istık Mustafa, İstiklal madalyası sahibi ve tütün tiryakisi. Bıyıkları ve parmak arası sapsarı tütün rengi… “Istığın oğlu” diye anılıyor.

Bir süre sonra babam, yolu bilen atların yönetimini bana bıraktı. Nasıl seviniyorum ama; bir elimde terbiye, bir elimde kırbaç, ayaktayım….

Istık Mustafa, hoş sohbet, konuşkan… Tütün tabakası ellerden düşmüyor.

Mustafa Emmi, hemen her cümlenin başında, “Al beri bak hele Bacanak…” diyor, aklımın ermediği “Yonan gavuru”ndan anlatıyor, anlatıyor... Ben oralarda değilim; at arabası sürüyorum, ayaktayım. Çaktırmadan çevreye bakıyorum. “Beni gören var mı, karşıdan gelen var mı?” diye.

Bir çift doru tay, koşmak için can atıyor. Tabii ben de tayların dörtnala kalkmasını istiyorum. Babam, atlar parlayıverirse dizginleri almak için tetikte…

Sarıhüyük’te bizim tarlaları geçtik. İndiler, gezdiler, başak koparıp avuçlarında ovuşturarak kılçık ve kabuklarından  ayırıp kalite ve kuruluğuna baktılar. “Ekinler iyi, on-on beş güne biçilir.” dediler. Arabaya tekrar bindiler. Atları yürüttüm.

Daha ileride Mustafa Emmi’nin tarlasında ekin biçen birini gördüm ve heyecanla, “Emmi, Emmi, senin ekini biri biçiyor.” dedim. 

Yaklaştık. Bir köylümüz…

Babam ve Mustafa Emmi, selam verdiler, “Kolay gelsin.” dediler.

Adam, selamı aldı, tırpanını masatlarken ayaküstü hal-hatır ettiler. Istık Mustafa Emmi’de bırak kızmayı, sitem bile yok… İzinsiz ekin biçen mi? Kaçmadı, telaşlanmadı, saklanmadı, utanmadı! Şaştım, kaldım!

Duraklattığım atları, babamın uyarısıyla kırbaçladım. Oradan uzaklaştık. Daha ileride koca akarın dalındaki söğütün altında durduk. Babam atları arabadan ayırdı. Su içmeleri ve dinlenmeleri için uzun urganlara bağladı, atları serbest bıraktı.

Benim içim içime sığmıyor,  “Mustafa Emmi, niye adama bir şey demedin? Adam ekinini biçiyordu. Hiç utanmadı sen de bir şey demedin!” dedim.

Mustafa Emmi, “Al beri bak çocuk, aklın ermez senin. O adamın evinde un kalmamış, çocukları aç. Sekiz on deste ekini acele biçip döğecek. Buğdayı değirmene götürecek, akşama olmazsa yarın sabaha çocuklarına ekmek  yetiştirecek. Buna ‘açlık harmanı’ denir. İhtiyacı olan  yapar, kimse bir şey demez, eskiden beri  bu böyledir.” dedi.

Babam biraz da anlamlı bir gülümsemeyle “Oğul, Emmi’nin ekinlerinde on beş gün tırpan sallanır. O adam gelir, beş altı gün ekin biçer; bir günlük eksik alır, ödeşirler.  Sen de unutma, gün gelir, gerekirse böyle yaparsın.” dedi.

Açlık harmanı, ilk kez duydum ve sonraları bir kaç kez daha gördüm. Ne güzel bir gelenekti. Olmayan, olandan alıyor, günü gelince ödüyor. Kimse kimseyi ayıplamıyor, kınamıyor.

Biz mi değiştik, zaman mı bozuldu?

Evet değerli dostlar, eskiden biz böyleydik. İnsanlar birbirini kollar, gözetirdi.

Eski dönemlerde, bizlerin biz olduğu o yıllarda ne güzel geleneklerimiz, davranışlarımız varmış. Keşke yeniden o güzel günlere, dayanışmanın, dostluğun, kardeşliğin içten, gerçek olduğu yıllara dönebilsek!

Ah o özlemler! O güzel davranışlar, hep geçmişte kalıyor.

Sözün Özü:

İyi kalpler bahçelerdir, iyi düşünceler köklerdir, iyi sözler çiçeklerdir, iyi davranışlar meyvelerdir. Henry Wadsworth Longfellow

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.