Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

VİDA

Değerli dostlar, bu haftaki yazımızı ünlü Rus yazar Anton Çehov’un bir öyküsünden seçtim. Okumaya ilgi duyan, kitap meraklısı, edebiyat sevdalısı çoğu kişi, Anton Çehov'u bilir. Realizm, gerçekçilik akımının önde gelen temsilcilerinden biri olup “durum (kesit) öykücülüğü”nün de yaratıcısıdır. İşi gereği usta bir gözlemci olan yazar, eserlerinde günlük sıradan olayları, ayrıntıları ve insan psikolojisini merkeze alarak işler. İşte onun gerçekten ibret alınmaya değer çok güzel bir uyarlaması. Birlikte okuyalım. *** Rusya'nın uzak bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü, sorgu odasına alınır. Sorgu odasında görevli müfettiş köylüye sorar: “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?” Köylü şöyle cevap verir: “Yalnızca bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için gerekli. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar. Bir vidayı söker, birini bırakırız. Fizik dersinde böyle öğrendik. Yük dağılır, böylece tren devrilmez.” Müfettiş öfkeyle: “Sizin bu yaptığınız delilik! Muhtar görmüyor mu bunu?” Köylü gülümser ve şöyle karşılık verir: “Görmez olur mu beyim! Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta...” Müfettiş, bir süre sustuktan sonra köylüye yeniden sorar: “Peki, ya maaşınızı arttırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?” Köylü, başını iki yana sallar: “Mesele para değil beyim. Mesele, alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz büyüdüğümüzde cebimiz para görse bile biz o vidaları sökmeye devam ederiz.” Bu sözler karşısında dehşete düşen müfettiş, raporunu yazmak üzere başkente giden trene biner. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldanır: “Bu sefalet bir gün felakete yol açacak...” Tam o sırada ray kenarında, elinde iki vida tutan küçük bir çocuk görür. Çocuk, gülümseyerek el sallamaktadır. Müfettiş dehşet içinde bağırmaya başlar: “Treni durdurun! Treni durdurun!” Ama çok geçtir. Biraz sonra kulakları sağır eden metal çatırtısı duyulur. Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O, yalnızca büyüklerinden gördüğünü yapmıştı. Fakat bu kez yan yana duran iki vidayı birden sökmüştü. Tren devrilmişti. Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçildi. Suçlu kimdi? Çocuk mu? Köylü mü? Muhtar mı? Yoksa yıllarca yanlışı görüp susanlar mı? *** Asıl suçlu, cehaleti normalleştiren toplum; çıkarı, ahlakın önüne koyan düzen, “Bir şey olmaz!” kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkesti. Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer. Sözün Özü: Ahlakın yozlaştığı ve yok olduğu bir toplumda yasalar yetersiz kalır. Aristoteles
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı

VİDA

Değerli dostlar, bu haftaki yazımızı ünlü Rus yazar Anton Çehov’un bir öyküsünden seçtim. Okumaya ilgi duyan, kitap meraklısı, edebiyat sevdalısı çoğu kişi, Anton Çehov'u bilir. Realizm, gerçekçilik akımının önde gelen temsilcilerinden biri olup “durum (kesit) öykücülüğü”nün de yaratıcısıdır. İşi gereği usta bir gözlemci olan yazar, eserlerinde günlük sıradan olayları, ayrıntıları ve insan psikolojisini merkeze alarak işler. İşte onun gerçekten ibret alınmaya değer çok güzel bir uyarlaması. Birlikte okuyalım.

***

Rusya'nın uzak bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü, sorgu odasına alınır. Sorgu odasında görevli müfettiş köylüye sorar: “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”

Köylü şöyle cevap verir: “Yalnızca bir vida beyim... Oltama ağırlık yapması için gerekli. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar. Bir vidayı söker, birini bırakırız. Fizik dersinde böyle öğrendik. Yük dağılır, böylece tren devrilmez.”

Müfettiş öfkeyle: “Sizin bu yaptığınız delilik! Muhtar görmüyor mu bunu?”

Köylü gülümser ve şöyle karşılık verir: “Görmez olur mu beyim! Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta...”

Müfettiş, bir süre sustuktan sonra köylüye yeniden sorar: “Peki, ya maaşınızı arttırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”

Köylü, başını iki yana sallar: “Mesele para değil beyim. Mesele, alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz büyüdüğümüzde cebimiz para görse bile biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”

Bu sözler karşısında dehşete düşen müfettiş, raporunu yazmak üzere başkente giden trene biner. Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldanır: “Bu sefalet bir gün felakete yol açacak...”

Tam o sırada ray kenarında, elinde iki vida tutan küçük bir çocuk görür. Çocuk, gülümseyerek el sallamaktadır.

Müfettiş dehşet içinde bağırmaya başlar: “Treni durdurun! Treni durdurun!”

Ama çok geçtir. Biraz sonra kulakları sağır eden metal çatırtısı duyulur. Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O, yalnızca büyüklerinden gördüğünü yapmıştı. Fakat bu kez yan yana duran iki vidayı birden sökmüştü. Tren devrilmişti. Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçildi.

Suçlu kimdi?

Çocuk mu?

Köylü mü?

Muhtar mı?

Yoksa yıllarca yanlışı görüp susanlar mı?

***

Asıl suçlu, cehaleti normalleştiren toplum; çıkarı, ahlakın önüne koyan düzen, “Bir şey olmaz!” kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkesti. Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer.

Sözün Özü:

Ahlakın yozlaştığı ve yok olduğu bir toplumda yasalar yetersiz kalır. Aristoteles

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.