Değerli dostlar, iki haftadır “Türkçenin Günü” adlı yazı paylaştım. Türkçemizin farkını, gücünü, etkisini, derinliğini ve anlam zenginliğini örneklerle anlatmaya çalıştım. Tüm bu bilgileri araştırırken ilginç bir başka bilgiye daha ulaştım. O ilginç bilgiyi de siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum.
***
Güzel Türkçemizde yansıma sözcükler çokça yer alır. Doğadaki varlıkların sesleri, Türkçemizde yansıma sözcük olarak yer alır ve bu biçimde kullanılır. Bu yansımalar, eylemden ad yapan “-la/-le” yapım ekiyle kolayca eylemleşir. Örneğin, “hav-la-mak, me-le-mek, hışır, tık-la-mak” gibi. Buörneklemelerden sonra, karşılaştığım o ilginç bilgi aktarayım.
***
Türkçe, doğanın seslerini içinde taşıyan bir dildir. Kedi, "miyav miyav" diye; köpek, "hav hav" diye ses çıkarır, bazen de “hır” diye hırlar. Koyun-kuzu, “me” diye meleşir. Horoz, ü-ürü-üü diye öter. Tavuk, “gıt gıt gıdak” diye gıdaklar. Suyun akışı, rüzgarın esişi başkadır. Su “şırıl şırıl” akar. Rüzgâr, uğuldar. Arı, vızıldar. Yaprak, hışırdar. Gök, gürler. Şimşek, çakar. Burada “çakar” eylemine dikkat etmek gerekir. Çakmağın ve çakmak taşının çakılmasıya, iki taşın birbirine sertçe sürtülmesiyle oluşan bir durumdur. Onun için şimşek, gerçekten “çakar”. Yani bulutların birbirine sürtünmesiyle “çakma” eylemi oluşur.
***
Dikkat edilirse Türkçe, yalnızca varlıkların çıkardığı sesleri tanımlamaz. Onları sözcüğün içine yerleştirir. Bu nedenle Türkçe, insan ile doğa arasındaki bağı koruyan dillerin başında gelir. Doğanın sesi, birçok sözcüğün içinde varlığını sürdürür.
***
Kimi çok eski anlatılarda, Sümer-Kenger metinlerinde ve farklı uygarlıkların belleklerinde, insanlığın bir zamanlar tek bir dili konuştuğu söylenir. Daha sonraları farklı nedenlerden dolayı; savaşlar, göçler, doğal afetler, iklim koşulları gibi gerekçelerden dolayı insanlaın yer değiştirmeleri, dillerin de farklılaşmasına yol açar. Böylelikle farklı coğrafyalarda farklı konuşulan diller ortaya çıkar. İnsanlar, birbirlerini anlamakta zorlanmaya başlar. İnsanlar, farklı dillere, farklı seslere ve farklı kavrayışlara bölünür. Tüm bu olumsuzluklara karşın değişmeyen bir şey vardır: Doğanın dili.
DOĞANIN DİLİ HER ZAMAN AYNIDIR
Doğa, değişmez. Doğanın dili değişmez. Kuş, yine aynı sesi çıkarır. Su, yine aynı biçimde akar, aynı sesi çıkar. Rüzgâr, yine aynı biçimde eser. Toprak, yine aynı kokuyu taşır. Çünkü doğanın dili değişmez. İnsanların dilleri değişebilir. Fakat doğanın dili her zaman aynıdır, böylelikle varlığını sürdürür.
***
Türkçe ise binlerce yıllık yolculuğu boyunca doğanın seslerini, ritmini ve nefesini koruyabilmiş ender dillerden biridir. Bu yüzden Türkçe, yalnızca bir ulusun dili değildir. Türkçe, aynı zamanda dağın, suyun, toprağın, rüzgârın, kuşun, kedinin, köpeğin, horozun, tavuğun seslerini taşıyan bir bellektir, doğanın yaşayan ve yaşatan dilidir.
***
Belki de bu yüzden Türkçe konuşan bir insan, doğayı ve doğadaki varlıkları dinlediğinde yabancı bir dil işitmez. Çünkü doğanın sesi ile Türkçenin sesi arasında çok eskilere dayanan, köklü bir yakınlık, ilişki vardır. İşte bu yüzden Türkçe, doğanın dilidir; doğanın dili de Türkçedir.
***
Evet değerli dostlar. İlginç bir bilgi değil mi? Ben ilginç bulduğum için siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istedim. Türkçemize, dünyanın en eski ve en köklü dillerinden biri olan bu güzel Türkçemize bu özelliğinden dolayı da sahip çıkmamız, korumamız ve geliştirmemizgerekiyor. Türkçe konuşan bizlerin, yüz yıllar boyunca dünya uygarlığına kazandırdığı zenginlikler ve güzellikler herkesçe bilinir. Dilimizin güzelliğini, inceliğini, derinliğini ve gücünü çok iyi anlamalıyız ve bilmeliyiz. Dilini yeterince koruyamayan uluslar, geleceğini, edebiyatını, sanatını tehlikeye atarlar. Geçmişini bilmeyen, dilini önemsemeyen, geçmiş ve gelecek arasında sıkı bağ kuramayan kuşakların yarınları da tehlike altında demektir.
TÜRK DİLİNİ YAŞATMAK GÖREV İŞİDİR
Unutulmamalıdır ki Türk dilini yaşatmak ve geliştirmek bir gönül, yürek, kafa ve görev işidir. Bunedenle hepimizin dilimizi etkili, bilinçli, doğru ve güzel kullanarak sahip çıkmamız gerekiyor.
Sözün Özü:
Türkçe, dünyadaki en eski dillerden biridir. Hatta en eski dildir ve diğer dillerin pek çoğu Türkçeden doğmuştur. Mustafa Kemal Atatürk