Değerli dostlar, bundan 12 yıl önce, 2014 yılının Temmuz ayında o günkü gündemden dolayı “Tarih Okumaları” adlı 4 yazı paylaşmıştım. Yine son zamanlarda yaşanan olaylar ve gelişmeler üzerine bu tarihi olayların ve gerçeklerin bir kez daha okunup anlaşılması ve anımsanması yerinde olacaktır. 12 yıl önce paylaştığım 4 serilik o bilgiseli birlikte okuyalım.
***
İnternet sitelerinde gezinirken önemli ve değerli bilgiler içeren onlarca yazıyla karşılaşıyoruz. Aylar önce siz değerli okuyucularımla paylaşmak istediğim bir yazı vardı: Savunma Ekonomisi Uzmanı Sayın Yakup EVİRGEN, Prof. Dr. Mete GÜLMEN’in Girit ve Girit Açılımıyla ilgili yaptığı çalışmalarından yararlanarak ayrıntılı bir yazı hazırlamış. Hani, çoğumuzun bildiği ve sürekli söyleyip durduğumuz, “Tarih, tekerrürden ibarettir.” sözünü hatırlatan bir yazı.
***
Bu çok bilinen söze karşılık merhum, bilge insan, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da “İbret alınsaydı, tekerrür eder miydi hiç!” diyerek bu söze karşılık vermiş. Sanki bugünlere gönderme yaparcasına bizleri uyarmak, uyandırmak ve bilinçlendirmek istemiş. Son gelişmeler karşısında yukarıdaki sözlerin ne kadar yerinde ve doğru olduğunu söylemeden geçemeyiz. İşte, bu sözün yerindeliğini ve doğruluğunu gösteren tarihten ibretlik olaylar…
***
Yakup EVİRGEN’in yazısını birlikte okuyalım.
Yıl: 1909
İttihat ve Terakki üyesi Edirne mebusu Haşim Bey, Ağustos ayında Girit’te Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki Türk’ün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkanına gönderir.
***
Mesajı açıktı: Girit elden gidiyor! Osmanlı Devleti ise dört büyük ülkeye güvenip açılım yaparak sorunu çözeceğini umuyordu. Oysa Girit’te daha önce kaç kez açılım yapmıştı… Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım…
***
Osmanlı ordusu, Akdeniz’in en büyük adalarından olan Girit’i 1645-1669 yılları arasında Venediklilerden aldı. Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir yöntem uyguladı: Balkanlarda “şenlendirme” adıyla yaptığı zorunlu iskanı, bu kez adada uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa da Girit, Türk göçü aldı.
GİRİT’TE MÜSLÜMAN SAYISI ARTTI
Bu arada Osmanlı, Kapıkulu askerinin evlenme yasağını kaldırdı. Bunların bir kısmı Rum kızlarıyla evlendi. Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girit nüfusunda Müslüman sayısı kısa sürede çoğaldı. İhtida eden (ihtida: başka bir dinden çıkıp Müslüman olan) Rumların bir bölümü, 823-963 yılları arasında adaya egemen olan Müslüman Araplar idi. Bizans’ın zoruyla Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de Giritli ünlü yazar Nikos Kazancakis (1883-1957)’tir. El Greco’ya Mektuplar adlı eserinde Arap soyundan (Abadyotlardan) geldiğini gururla yazdı. Dünyaca ünlü ressam El Greco da (1541-1614) Giritliydi. Neyse…
ET VE TIRNAK GİBİ OLDULAR
1700’lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın dili Rumca, Arapça, Türkçe karışımı olan, yerel halkın Giritçe dediği dildi. Bu dil Rumcaya yakındı. Bunun nedeni, Osmanlı yönetiminin Türkçeye gerekli özeni göstermemesiydi. İlginçtir, Girit’te Türk dilinin unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli tekke ve zaviyelerdi. Türkler ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. Et ve tırnak gibi oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme dönemi başladı, Girit’te isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların hamiliğine soyunan Rusya’nın payı büyüktü. 1768’de Çariçe Katerina’nın kışkırtmasıyla ticari filoya sahip zengin tüccar Yanis Daskoloyanis önderliğinde Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı. Osmanlı, isyanı bastırdı. Daskoloyanis ve arkadaşları idam edildi; ama 100 yıldır et ve tırnak gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı başladı. Ne yazık ki yaşanılacak sonraki tarihsel süreç, adanın bu iki halkını birbirine düşman edecekti. Bunun içsel olduğu gibi dışsal nedenleri de vardı.
GİRİT'İN EKONOMİSİ ALTÜST DURUMDA İDİ
Girit’te bunların yaşandığı dönemde siyasi ve sosyal çalkantı içindeki Avrupa’nın ekonomisi de altüst durumda idi. Yazı, uzun; anlatılanlar, ilginç. Devamını sonraki yazıya bırakalım. Devamı var…
Sözün Özü:
Tarih bilmek, iyidir; tarihi bilmek, daha iyidir. Mustafa ATALAY