Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

DOĞRU BİLGİ

Değerli dostlar, yeni bir yıla girdik. 2021 yılını, acısıyla tatlısıyla uğurladık. 2022 yılının sağlık, huzur, mutluluk, esenlik ve güzellik getirmesini diliyorum. Geçen haftaki “Ağaç Süsleme Geleneği” başlıklı yazımın son bölümünde, “Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.” demiştim. Evet, değerli dostlar, çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor. Bazı okuyucularımız, “Neden? Ne oldu?” diyebilir. Nereden çıktığını, geçtiğimiz iki haftadır ele aldığım konulardan anlayabiliriz. Çok eski dönemlerden beri bir Türk Geleneği olan “Nardugan Bayramı”, çok yüzyıllar sonra “Noel Bayramı” oluveriyor. Yine çok yüzyıllar öncesinde Türklerin “Ayaz Ata”sı, çok yüzyıllar sonra “Noel Baba” oluyor. İşte onun için “Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.” diyorum. Tarihin gerçeklerini, tarihi olayları ve bilgileri çarpıtmak ve kendince değiştirip uyarlamak ya birilerinin hoşuna gidiyor ya da işlerine geliyor. Tarihi olaylar ve bilinen gerçekler, doğru araştırılıp doğru aktarıldığında, sanılandan çok farklı şeyler ortaya çıkacak. Gelelim, yanlış bilinen bazı olaylara! Hristiyan dünyası, Hz İsa’nın doğum gününü “Noel Bayramı” olarak kutluyor. Hristiyan dünyası burada, ikiye ayrılmış. Batı Kiliseleri, Katolikler ve Protestanlar, Hz İsa’nın doğum gününü 25 Aralık; Doğu Kiliseleri, yani Ortodokslar ise 6 Ocak olarak kabul ediyor. Bu iki farklı tarihin nedeni, eski dönemlerde kullanılan takvim farkından kaynaklanıyor. Tüm Hristiyan dünyası bunu, “Doğuş Bayramı” ya da “Milat Yortusu” gibi adlarla kutluyor. Gelelim yılbaşına. 31 Aralık’ın, Noel ile Hz İsa’nın Doğum Gününü kutlamak ile bir ilgisi yok. 31 Aralık, 365 günlük bir yılın bittiğini; ertesi gün de 1 Ocak’la birlikte 365 günlük yeni bir yılın başladığının göstergesidir; bu değişimin kutlanmasıdır. Gelelim bir başka konuya. Çoğu yerde, özellikle bazı “takvim”lerde “1 Ocak, Mekke’nin Fethi” diye bilgilendirmeler yer alır. Maalesef yanlışlık var, algı oluşturma var. Mekke, Hicret'in sekizinci yılında, Ramazan ayının yirminci gününde fethedildi. Bu tarih, miladi takvime göre 11 Ocak 630’u gösteriyordu. Başka bir ayrıntıyı da verelim. Hz Peygamber, Hicretin sekizinci yılında, Ramazan’ın on üçüncü gününde (miladi takvime göre 4 Ocak 630), 10 bin kişilik ordu ile Medine'den çıktı. Hicretin sekizinci yılının 20 Ramazan'ında (miladi takvime göre 11 Ocak 630), Mekke'ye girdi. Evet, tarihi bilgiler ve gerçekler bunlar. Bir kez daha anımsatalım. Mekke 31 Aralık/1 Ocak tarihinde fethedilmedi. Hani eskiler der ya; “İcat çıkarmayın!” diye. Aynen öyle. Ünlü atasözümüz de var: Eski köye yeni adet getirmeyin. Yazımızı yine geçen haftaki yazımızda yer verdiğim o cümle ile bitirmek istiyorum. “Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.” Sözün Özü Sorgulamamış bir hayat sürenlerin hayatı, kendi ellerinde ya da kendi kontröllerinde değildir. Bilge Adam
Ekleme Tarihi: 05 Ocak 2022 - Çarşamba
Mustafa ATALAY

DOĞRU BİLGİ

Değerli dostlar, yeni bir yıla girdik. 2021 yılını, acısıyla tatlısıyla uğurladık. 2022 yılının sağlık, huzur, mutluluk, esenlik ve güzellik getirmesini diliyorum.

Geçen haftaki “Ağaç Süsleme Geleneği” başlıklı yazımın son bölümünde, “Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.” demiştim.

Evet, değerli dostlar, çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.

Bazı okuyucularımız, “Neden? Ne oldu?” diyebilir.

Nereden çıktığını, geçtiğimiz iki haftadır ele aldığım konulardan anlayabiliriz.

Çok eski dönemlerden beri bir Türk Geleneği olan “Nardugan Bayramı”, çok yüzyıllar sonra “Noel Bayramı” oluveriyor. Yine çok yüzyıllar öncesinde Türklerin “Ayaz Ata”sı, çok yüzyıllar sonra “Noel Baba” oluyor.

İşte onun için “Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.” diyorum.

Tarihin gerçeklerini, tarihi olayları ve bilgileri çarpıtmak ve kendince değiştirip uyarlamak ya birilerinin hoşuna gidiyor ya da işlerine geliyor.

Tarihi olaylar ve bilinen gerçekler, doğru araştırılıp doğru aktarıldığında, sanılandan çok farklı şeyler ortaya çıkacak.

Gelelim, yanlış bilinen bazı olaylara!

Hristiyan dünyası, Hz İsa’nın doğum gününü “Noel Bayramı” olarak kutluyor.

Hristiyan dünyası burada, ikiye ayrılmış. Batı Kiliseleri, Katolikler ve Protestanlar, Hz İsa’nın doğum gününü 25 Aralık; Doğu Kiliseleri, yani Ortodokslar ise 6 Ocak olarak kabul ediyor. Bu iki farklı tarihin nedeni, eski dönemlerde kullanılan takvim farkından kaynaklanıyor. Tüm Hristiyan dünyası bunu, “Doğuş Bayramı” ya da “Milat Yortusu” gibi adlarla kutluyor.

Gelelim yılbaşına.

31 Aralık’ın, Noel ile Hz İsa’nın Doğum Gününü kutlamak ile bir ilgisi yok.

31 Aralık, 365 günlük bir yılın bittiğini; ertesi gün de 1 Ocak’la birlikte 365 günlük yeni bir yılın başladığının göstergesidir; bu değişimin kutlanmasıdır.

Gelelim bir başka konuya.

Çoğu yerde, özellikle bazı “takvim”lerde “1 Ocak, Mekke’nin Fethi” diye bilgilendirmeler yer alır.

Maalesef yanlışlık var, algı oluşturma var.

Mekke, Hicret'in sekizinci yılında, Ramazan ayının yirminci gününde fethedildi. Bu tarih, miladi takvime göre 11 Ocak 630’u gösteriyordu.

Başka bir ayrıntıyı da verelim. Hz Peygamber, Hicretin sekizinci yılında, Ramazan’ın on üçüncü gününde (miladi takvime göre 4 Ocak 630), 10 bin kişilik ordu ile Medine'den çıktı. Hicretin sekizinci yılının 20 Ramazan'ında (miladi takvime göre 11 Ocak 630), Mekke'ye girdi.

Evet, tarihi bilgiler ve gerçekler bunlar.

Bir kez daha anımsatalım. Mekke 31 Aralık/1 Ocak tarihinde fethedilmedi.

Hani eskiler der ya; “İcat çıkarmayın!” diye. Aynen öyle.

Ünlü atasözümüz de var: Eski köye yeni adet getirmeyin.

Yazımızı yine geçen haftaki yazımızda yer verdiğim o cümle ile bitirmek istiyorum.

“Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.”

Sözün Özü

Sorgulamamış bir hayat sürenlerin hayatı, kendi ellerinde ya da kendi kontröllerinde değildir. Bilge Adam

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.