Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

TÜRKÇENİN GÜCÜ

Değerli dostlar, iki hafta önce paylaştığım “Türk Dil Bayramı” başlıklı yazıyı hazırlarken bugün sizlerle paylaşacağım farklı dil kaynaklarından edindiğim notlarla karşılaştım. Aslında uzunca bir zamandır bu konuyu ele alacaktım ama bu haftaya nasip oldu. *** Bu kaynakladan birinde şöyle bir bilgi var: “‘Victor Hugo, şiirlerini 40 bin sözcükle yazdı. Türkçeyi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal’in romanları 3 bin 500 sözcüğü geçmez.’ görüşü çok yaygındır. Bu görüş, doğrudur; çünkü Türkçenin Fransızcaya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizceye, Almancaya, İspanyolcaya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçenin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! Çünkü Türkçe, az sözle çok şey anlatılabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz, ancak gereği de yoktur. *** Başka bir dilden Türkçeye çeviri yapan bir kişi, sözlüğü açtığında aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman benzer sözcüğü okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görülebilir. Oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller, sözcüklerin statik (durağan, gelişmeyen) olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik (hareketli, değişken, gelişime açık) anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçede anlamları sözlükteki tanımlar değil, sözcüklerin cümle içindeki konumları ve kullanımları belirler. Tam bu noktada Türkçenin, referans olmak üzere yalnızca gerektiği kadarı sözlüklere alınmıştır. Türkçenin eklemeli bir dil olmasından dolayı aynı kökten onlarca yeni sözcük oluşabileceği için sonsuz sayıda sözcük içerdiği bile öne sürülebilir. *** Bilgi kaynağından elde edilen veriler böyle. Bu açıklamadan yola çıkarak şöyle bir örneği birlikte değerlendirelim. “Dün Ahmet camı kırdı.” cümlesini ele alalım. Bu cümle dört ögeden oluşmakta. Bu dört ögeli cümlenin ögelerinin yerlerini değiştirerek farklı anlamlar oluşturabiliyoruz. “Dün Ahmet camı kırdı.” “Dün camı Ahmet kırdı.” “Ahmet dün camı kırdı.” “Ahmet camı dün kırdı.” “Camı dün Ahmet kırdı.” “Camı Ahmet dün kırdı.” *** Şimdi bu aynı öge ve sözcüklerden oluşan bir cümlenin ögelerinin yerlerini değiştirerek altı farklı anlam ortaya çıktığını görüyoruz. Birinci cümlede, dün Ahmet bir iş yaptı ve bu iş, camı kırmak oldu. İkinci cümlede, dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı. (Suçlu Ahmet!) Üçüncü cümlede, Ahmet’in dünkü işi camı kırmak oldu. (Belki önceki gün kitap okumuştu.) Dördüncü cümlede, Ahmet, camı herhangi bir zamanda değil, dün kırdı. (Yarın kırması gerekiyor olabilirdi.) Beşinci cümlede cam, düne kadar sağlamdı; kırılmasının suçlusu ise Ahmet. Altıncı cümlede, camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı. *** Yukarıdaki bu cümleyi oluşturan ögeler sürekli aynı kalırken Ahmet hep özne idi. Nesne olan cam, hep ‘i’ belirtme ekiyle “camı” olarak kaldı. Fiil, üçüncü tekil kişiydi ve eylem zamanı da di’li geçmiş zamandı. Bu altı cümlede yalnızca ögelerin yerlerinin değişmesiyle her bir cümlenin anlamı da değişti. Türkçemizde dikkat edilmesi ve cümlenin anlamının doğru anlaşılması için şu kuralın bilinmesi gerekiyor. *** Türkçede cümleleri oluşturan ögelerin (özne, nesne, yüklem, vb) sıralaması rastgele değildir. Türkçede cümleler, şiddeti giderek artan söz dizimiyle oluşur. Türkçe cümlede vurgu, en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Öbür ögelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar. Türkçede yüklem ve yükleme en yakın öge, en yüksek değerde ve asıl vurgunun olduğu ögedir. *** Bu dört ögeli cümlenin her bir ögesinin yerleri değiştikçe anlam da değişti. Yani Türkçe cümle yapısında cümlenin başındaki ilk öge en düşük değer taşırken cümlenin son ögesi ise en yüksek değeri taşıdı. Konumuz uzun. Başka ilginç örneklerle haftaya devam edelim. Sözün Özü: Türk dili zengin bir dildir. Her kavramı anlatma gücü vardır. Türk dili dünyada en güzel dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve yükseltmek için çalışır. Mustafa Kemal ATATÜRK
Ekleme Tarihi: 02 Haziran 2026 -Salı

TÜRKÇENİN GÜCÜ

Değerli dostlar, iki hafta önce paylaştığım “Türk Dil Bayramı” başlıklı yazıyı hazırlarken bugün sizlerle paylaşacağım farklı dil kaynaklarından edindiğim notlarla karşılaştım. Aslında uzunca bir zamandır bu konuyu ele alacaktım ama bu haftaya nasip oldu.

***

Bu kaynakladan birinde şöyle bir bilgi var: ‘Victor Hugo, şiirlerini 40 bin sözcükle yazdı. Türkçeyi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal’in romanları 3 bin 500 sözcüğü geçmez.’ görüşü çok yaygındır. Bu görüş, doğrudur; çünkü Türkçenin Fransızcaya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizceye, Almancaya, İspanyolcaya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçenin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! Çünkü Türkçe, az sözle çok şey anlatılabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz, ancak gereği de yoktur.

***

Başka bir dilden Türkçeye çeviri yapan bir kişi, sözlüğü açtığında aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman benzer sözcüğü okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görülebilir. Oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller, sözcüklerin statik (durağan, gelişmeyen) olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik (hareketli, değişken, gelişime açık) anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçede anlamları sözlükteki tanımlar değil, sözcüklerin cümle içindeki konumları ve kullanımları belirler. Tam bu noktada Türkçenin, referans olmak üzere yalnızca gerektiği kadarı sözlüklere alınmıştır. Türkçenin eklemeli bir dil olmasından dolayı aynı kökten onlarca yeni sözcük oluşabileceği için sonsuz sayıda sözcük içerdiği bile öne sürülebilir.

***

Bilgi kaynağından elde edilen veriler böyle. Bu açıklamadan yola çıkarak şöyle bir örneği birlikte değerlendirelim. “Dün Ahmet camı kırdı.” cümlesini ele alalım. Bu cümle dört ögeden oluşmakta. Bu dört ögeli cümlenin ögelerinin yerlerini değiştirerek farklı anlamlar oluşturabiliyoruz.

“Dün Ahmet camı kırdı.”

“Dün camı Ahmet kırdı.”

“Ahmet dün camı kırdı.”

“Ahmet camı dün kırdı.”

“Camı dün Ahmet kırdı.”

“Camı Ahmet dün kırdı.”

***

Şimdi bu aynı öge ve sözcüklerden oluşan bir cümlenin ögelerinin yerlerini değiştirerek altı farklı anlam ortaya çıktığını görüyoruz. Birinci cümlede, dün Ahmet bir iş yaptı ve bu iş, camı kırmak oldu. İkinci cümlede, dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı. (Suçlu Ahmet!) Üçüncü cümlede, Ahmet’in dünkü işi camı kırmak oldu. (Belki önceki gün kitap okumuştu.) Dördüncü cümlede, Ahmet, camı herhangi bir zamanda değil, dün kırdı. (Yarın kırması gerekiyor olabilirdi.) Beşinci cümlede cam, düne kadar sağlamdı; kırılmasının suçlusu ise Ahmet. Altıncı cümlede, camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

***

Yukarıdaki bu cümleyi oluşturan ögeler sürekli aynı kalırken Ahmet hep özne idi. Nesne olan cam, hep ‘i’ belirtme ekiyle “camı” olarak kaldı. Fiil, üçüncü tekil kişiydi ve eylem zamanı da di’li geçmiş zamandı. Bu altı cümlede yalnızca ögelerin yerlerinin değişmesiyle her bir cümlenin anlamı da değişti. Türkçemizde dikkat edilmesi ve cümlenin anlamının doğru anlaşılması için şu kuralın bilinmesi gerekiyor.

***

Türkçede cümleleri oluşturan ögelerin (özne, nesne, yüklem, vb) sıralaması rastgele değildir. Türkçede cümleler, şiddeti giderek artan söz dizimiyle oluşur. Türkçe cümlede vurgu, en sonda yer alan yüklem (fiil) üzerindedir. Öbür ögelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık konumları ile belirlenir. Yükleme yakınlaştıkça önem artar. Türkçede yüklem ve yükleme en yakın öge, en yüksek değerde ve asıl vurgunun olduğu ögedir.

***

Bu dört ögeli cümlenin her bir ögesinin yerleri değiştikçe anlam da değişti. Yani Türkçe cümle yapısında cümlenin başındaki ilk öge en düşük değer taşırken cümlenin son ögesi ise en yüksek değeri taşıdı. Konumuz uzun. Başka ilginç örneklerle haftaya devam edelim.

Sözün Özü:

Türk dili zengin bir dildir. Her kavramı anlatma gücü vardır. Türk dili dünyada en güzel dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve yükseltmek için çalışır. Mustafa Kemal ATATÜRK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.