Değerli dostlar, geçen haftaki yazının son cümlesi “Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyordu.” diyerek bitmişti. Olaylar öyle acı ve iç parçalayıcı ki işte size “Girit Açılımı”nın acı sonu… Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara neden oldu. Elida, Ahladina, Nisiya, Balyovici, Sika, Lisinsi, Mulina, İskalavos, Handra, Akriba, Lamnon, Ziru gibi Türk köyleri yakılıp yıkıldı. Müslüman halkı öldürüldü. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.
***
Hanya’da ve Resmo’da altmış bin Müslüman sığınmacı, kurtarılmayı bekliyordu. Giritli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlının Girit’e asker çıkaramayacağını anlayınca İran Şahı Muzafferiddin Han’dan yardım istedi! Yalnızca Girit’te değil Yanya’daki feryatlara Avrupalının kulağı tıkalıydı. Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897’de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti.
***
Türk ordusu Atina’ya girecekken Rus Çarı II. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla dönemin padişahı, Türk ordusunu durdurdu. Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı. Aksine Girit’teki etkisini ve gücünü de yitirdi.
AÇILIMDA 4. AŞAMA
Açılımın dördüncü aşaması: Girit, Özerk/Otonom ilan edildi. Diyeceksiniz ki Osmanlı ordusu, Yunanları yenince Girit’teki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer! En acıklısı Girit’te yaşandı. “Türkler, Rumları kesecek!” yalanıyla Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) adaya asker çıkardı. Güvenliği artık onların askeri sağlayacaktı! Bu durumda Girit’te Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı! Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor…
***
1. Avrupa’nın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898’de Girit’ten çekildi.
2. Ada, özerk ilan edildi.
3. Girit’in kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini güvence altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’e böylece barış gelecekti.
Harika!
4. Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak istisnai bir durum vardı. Büyük devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama yapacaklardı.
***
Ne oldu, dersiniz! Osmanlının karşı koymasına rağmen Prens Otto, Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi. Rumlar, adaya hemen Yunan bayrağı çekti. Hani barış gelecekti, beyaz güvercinler uçacaktı adanın üzerinde? Osmanlı, büyük bir diplomasi başarısıyla(!) bayrağı indirtti. Buna karşılık olarak Avrupa ülkelerinin ve Yunanistan’ın tepkisini çekmemek için İstanbul’da sahnelenen “Girit” adlı tiyatro oyununu sansürledi. Şaka gibi…
GİRİT ELDEN ÇIKTI
Ve sonuç: Toprak Kaybı. Osmanlı, Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, güvencelerine ve “açılım masalları”na hep inandı. Bunun karşılığında Girit elden çıktı. Bu da şöyle oldu: 1910’da Girit Meclisi, Yunanistan’la birleşme kararı aldı. Anadolu’nun birçok yerinde mitingler yapıldı. Türkler, Girit’te savaşmak için gönüllü asker olma başvurusunda bulundu. Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı. Osmanlı, konuyu Lahey Hakem Mahkemesine götürmek istedi. Bunların pek yaptırımı olmadı.
***
Girit onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlının elinden kuş olup uçtu, gitti! Giden toprağın yüzölçümü 8.336 kilometrekare idi. Yüz yıl önce yaşanan olaylar, bugün bizlere bir şeyler anlatmıyor mu? Bu yazının ilkinde belirtildiği gibi tarihin tekerrür etmemesi için tarihten ibret alınmalı. Onun için tarihi doğru okumak ve doğru anlamak gerekiyor.
Sözün Özü:
Haklarını savunmaktan aciz olanlar, ilkelerini de ülkelerini de savunamazlar. L.V. Insraming