Değerli dostlar, geçen hafta “Sorumsuzluk” başlıklı yazımızda çocuklarımızı nasıl şımarttığımızı, nasıl sorumsuz ve duyarsız duruma getirdiğimizi anlatmıştım. Bu haftaki yazımızda da bu sorumsuzluğun ve duyarsızlığın devamında oluşan doyumsuzluk, hazırcılık ve arsızlık durumunu ele alacağım.
***
Evet değerli dostlar, kendi ellerimizle ve kendi olanaklarımızda şımarttığımız, sorumsuzlaştırdığımız ve duyarsızlaştırdığımız çocuklarımız sonunda doyumsuzlaşıyor, arsızlaşıyor. Sosyal medyada ve farklı ortamlarda sıklıkla dile getirilen şikayetlere baktığımızda ilginç paylaşımlar görüyoruz.
***
Bir anne, 32 yaşındaki oğlu için şöyle şikayet ediyor. “Doğru dürüst okumadı, ama okul bir şekilde bitti. Şimdi de iş beğenmiyor. Bulduğumuz işlere, ‘Bu iş yorucu, bu iş bana yakışmaz, bu paraya çalışılır mı?’ gibi gerekçelerle gitmiyor. Bütün gün evde oturuyor. “Onu getir, bunu al!’ şeklinde emirler veriyor. Yapmak istemediğimizde de ‘Beni doğurdunuz, yapmak zorundasınız. Çocuğunuz değil miyim?’ diyor. Direnince de üstümüze yürüyor. Artık korkuyoruz, ne yapacağımızı bilemiyoruz.”
***
Bir başka anne de 16 yaşındaki oğlu için benzer şeyler anlatıyor. “Her sabah özel şoför ile okula gönderiyoruz. Haftalık harcaması, asgari ücretten fazla. Kredi kartı ile istediğini alabiliyor. Hatta bu harcamalarının az bile olduğunu söylüyor. Okulun nasılsa biteceğini, babasının işinin onu beklediğini ve bu nedenle gençliğini çalışarak geçirmesinin anlamsız olduğunu söylüyor. Bu düşüncelerle sabahlara kadar eğlence merkezlerinde, kafelerde ve barlarda geziyor, zaman geçiriyor. Kızdığımızda da bize küfür ediyor, hatta el kaldırıp vurmaya kalkıyor. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz.”
***
Yine bir başka baba da benzer durumu anlatıyor ve 14 yaşındaki çocuğunun kendisini yaraladığını, ağlayarak anlatıyor. Neredeyse her anne babanın son cümleleri aynı. “Doğduğu günden beri bir dediğini iki etmedik. Sevdik, koruduk, ne istediyse verdik. Hiçbir şeyini eksik etmedik. Niye böyle oldu?” Evet, niye böyle olduğunun yanıtı, geçen haftaki yazımızda ele alınmıştı. Herkesin aklına şöyle bir soru gelmeli. “Bir çocuk, kaç yaşında nelere sahip olmalı?”
***
Evet, asıl sorulması gereken soru bu. Çocuklarımıza verdiğimiz sınırsız olanaklar, onları sorumsuz, doyumsuz ve arsız yapabiliyor. Bakınız, bir paylaşımda şöyle ilginç bir tespit var. “Öğrencinin Jaguar ya da Porsche marka arabası olur mu? Özellikle özel üniversitelerin park alanlarında göreceğiniz araba markaları bu tür araçlardan ucuz değil. Aslında üniversitelere gitmeye ve arabalara bakmaya bile gerek yok. Sokaklara, kafelerdeki gençlere, hatta genç bile sayılamayacak küçük çocuklara bakın. Yalnızca giysilerine değil, ellerindeki cep telefonlarına, taşıdıkları çantalara, giydikleri ayakkabılara bakın. Ailesi varlıklı olan çocukların, gençlerin buralara gelme, buralarda zaman geçirme hakkı var mıdır, diye sorulduğunda nasıl bir karşılık alınır?”
***
Yukarıdaki soruyu anımsayalım; bir çocuk, kaç yaşında nelere sahip olmalı? Evet, doyumsuzluk, sorumsuzluk ve arsızlık böyle başlıyor. Çocuklarımıza zamanı gelmeden alınanların, sunulanların ve izin verilenlerin, onların gelişimine, davranışlarına, sorumluluklarına ve topluma nasıl zarar verebileceği sorgulanmalıdır.
***
Çevreye ve kendine zarar verici davranışların olması, herkesin kendisine borçlu olduğunu düşünen ve bu nedenle isteklerinin hemen ve eksiksiz yerine getirilmesini isteyen, yapılmadığında saldırganlaşan, emek harcamayan, hak hukuk tanımayan, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kişileri, 18 yaşından küçükse “davranış bozukluğu” ile 18 yaşından büyük ise “kişilik bozukluğu” ile tanımlayıp işin içinden sıyrılmaya çalışıyoruz. Bu tip kişilere de çoğu zaman halk arasında “psikopat” deyip geçiyoruz.
***
Peki, bu yaftalamayı, etiketlemeyi yapıp geçerken anne baba olarak kendi davranışlarımızı, çocuk yetiştirme biçimimizi neden sorgulamıyoruz? Bu çocukları, bu insanları kim, kimler bu duruma getirdi?
***
Evet değerli dostlar, çocuk yetiştirirken onlar üzülmesin, çocuğum mutlu olsun, ben yaşamadım onlar yaşasın, diyerek çocuklarımızı getirdiğimiz durum bu. Üzülerek söylemeliyim ki çocuk yetiştirme konusunda çok kötü durumdayız.
Sözün Özü:
Bir çocuğun eğitimi, doğumundan yirmi yıl önce, anne ve babasının eğitimiyle başlar. Napolyon Bonapart