Emekliler için koparılan bu yapay gürültüyü izliyorum da, insanın aklıyla alay ediliyor.
Yok açlık sınırıymış…
Yok şartlar çok zormuş…
Yok insanca yaşamak için daha fazla para lazımmış…
GEÇİN BUNLARI!
Bu ülkede çalışanın bile karnı doymuyor.
Emekli aç da, çalışan tok mu sanki?
Çiftçi aç, esnaf aç, işçi aç, memur aç.
Herkes aç ama kimse suçlu değil öyle mi?
***
Biz bu ülkede çalışırken öldük.
Belimiz kırıldı, sağlığımız gitti, gençliğimiz tükendi.
Emeklilik dedikleri şey artık dinlenme değil,
hayatta kalma mücadelesi.
***
Kiracı bir ev alamıyorsa,
Üniversiteli çocuk devlet kredisiyle ancak okuyabiliyorsa,
Evlenecek gençler kara kara düşünüyorsa,
Üniversite mezunları iş bulamıyorsa,
Pazar yerlerinden erzak toplayan insanlar varsa…
BU ÜLKE NASIL DÜZELECEK?
Mecliste saatlerce tartışanlara bakıyorum.
Mikrofon başında bağıran, rakamlarla cambazlık yapanlara…
Şunu net söyleyeyim:
Hiçbirinin umurunda değiliz.
***
Çünkü onların çocukları yurtdışında,
Bizim çocuklarımız borç içinde.
Onların sofraları şatafatlı,
Bizim tenceremiz boş.
***
Emekli maaşı 20 bin olmuş, 30 bin olmuş…
Ne fark eder?
Bu ülkede maaş artışı demek,
etiketlerin daha hızlı değişmesi demek.
***
Açgözlü piyasa baronları pusuda.
Sabah zam, akşam zam.
Emekliye verilen üç kuruş,
bir gecede geri alınıyor.
***
Sorun maaş değil!
Sorun ahlaksız bir düzen.
Sorun vicdansız bir piyasa.
Sorun “ben kurtulayım, gerisi yansın” anlayışı.
***
Bu ülkede utanma duygusu kalmadı.
İnsaf kalmadı.
Merhamet zaten lüks sayılıyor.
***
O yüzden diyorum ki;
Emekli maaşlarını değil,
Önce vicdanları artırın!
***
Çünkü biz çoktan ölmüşüz…
Sadece toprağa girmemizi bekliyorlar.