Kendi kendime soruyorum… Bu ülkede neden siyasetin kapıları hep belli kesimlere açılıyor? Neden zengin, nüfuzlu, bağlantıları güçlü aileler siyasetin merkezinde? Ve neden yolsuzluk, rüşvet, şaibeli ilişkiler denince akla hep “üst düzey” isimler geliyor? Bu bir tesadüf mü, yoksa kurulan bir düzen mi?
SOKAKTAN GELEN NEDEN YOK?
Hiç düşündünüz mü? Bir esnafın devleti soyduğu haberini gördünüz mü? Bir çiftçinin ihaleye fesat karıştırıp milyonları götürdüğünü duydunuz mu? Bir işçinin yurt dışında offshore hesapları olduğunu duydunuz mu? Göremezsiniz. Çünkü o insanlar o mekanizmanın içine hiç alınmaz. Sistem, zaten bu insanları baştan dışarıda bırakır. Hasbelkader içeri girseler bile… Önemli koltuklara oturtulmazlar. Karar verici yapılmazlar. Sadece vitrin olur, onlara verilecek üç beş görevin peşinde olurlar.
GÜÇ VE PARA NEREDEYSE, SİYASET ORADA
Gerçek şu: Siyaset, büyük ölçüde güç ve paranın döndüğü bir alan haline gelmiş durumda. Belediye başkanı olanın serveti katlanıyor. İl başkanı olanın önü açılıyor. Milletvekili olanın kasası doluyor. Bir kurumda yönetim kuruluna giren, işe gitmeden milyonlar kazanıyor. Sonra çıkıp ne diyorlar? “Vatan, millet, Sakarya…”
MANİSA’DA KONUŞULAN AMA YÜKSEK SESLE SÖYLENEMEYENLER
Manisa küçük bir şehir. Herkes herkesi tanır. Hem siyasetten öncesini hem de sonrasını Manisalılar çok iyi bilir. Demem o ki, kimin ne olduğunu da az çok bilir insanlar. Ama kimse yüksek sesle konuşmaz. Neden? Çünkü sistem sadece kazandırmaz… Aynı zamanda susturur. İşin içinde: Siyasi güç, ekonomik ilişkiler, bürokratik bağlar olunca, insanlar susmayı tercih eder.
VATANDAŞ SİYASETİN NERESİNDE?
Peki bu tabloda vatandaş nerede? Bir tarafta: Emekli geçim derdinde. İşçi ay sonunu getiremiyor. Esnaf ayakta kalmaya çalışıyor. Çiftçi maliyetle boğuşuyor. Diğer tarafta: Saltanat sürenler, ayrıcalıklarla yaşayanlar, sistemden beslenenler… Bu tablo adalet mi? Cevabı her seçimde sandığın başına giden seçmen verecek.
SİYASETİN KAPISI HERKESE AÇIK MI?
“Zengin de siyasete girebilir” diyorlar. Evet, girebilir. Ama asıl sorulması gereken şu: Parası olmayan, nüfusu olmayan, ağa babaları olmayan, partide üst düzey tanıdığı olmayan siyasete girebilir mi? hadi girdi diyelim. Milletvekili, belediye başkanı, gibi üst düzey yerlerde görev verirler mi? Bir vatandaşın cebinde para yoksa… Bir partinin kapısından içeri rahatça girebilir mi? Listeye yazılır mı? Seçilebilir bir yere konur mu? Asla. Gerçekçi olalım. Bu sistemde sadece zengin olmak yetmez… Zengin olup doğru kapıları çalmak gerekir.
KÖŞELER PAYLAŞILMIŞ DURUMDA
Bugün bakıyoruz: Siyasiler bir köşeyi tutmuş, iş adamları bir köşeyi kapmış. Bürokratlar ayrı bir alan oluşturmuş, STK’lar, odalar kendi düzenini kurmuş. Peki vatandaşa ne kalmış? Zam… Geçim derdi… Sabır… Ve “şükür” telkini…
UYAN ARTIK VATANDAŞ!
Bu sistem böyle nereye kadar gidecek? Meşru olmayan yollarla zengin olanlar, devlet malını talan edenler, haram yiyenler, makamından dolayı zenginleşenler. Bu böyle gider mi? Gitmemeli. Çünkü bu ülke sadece belli kesimlerin değil… Hepimizin.
***
Siyaset; Zenginlerin, güçlülerin, ayrıcalıklıların tekelinde olmamalı. Bu ülkenin esnafı da, çiftçisi de, işçisi de… Söz sahibi olmalı. Yoksa aynı döngü devam eder: Aynı isimler, aynı düzen, aynı sonuç… Ve değişmeyen tek şey: Vatandaşın yükü olur. Eyyy vatandaş… Uyuma.