Bazen bir cümle insanın içine oturur. “Çay kahve eşliğinde savaşı izlemek…” İlk duyduğunuzda ağır gelir. Ama gerçek tam olarak budur. Dünyanın bir yerinde bombalar patlıyor. Şehirler yıkılıyor. Kadınlar, çocuklar, masum siviller hayatını kaybediyor. Ve biz… Elimizde çayımız, kahvemiz, televizyon ya da telefon ekranından bu görüntüleri izliyoruz. Adeta bir film sahnesi gibi. Ama bu bir film değil. Bu, insanlığın gözleri önünde yaşanan gerçek bir trajedi.
DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE MÜSLÜMANLAR ÖLÜYOR
Bugün Ortadoğu’da yaşananlara baktığımızda ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. İsrail’in saldırıları, bölgedeki askeri operasyonlar ve bunun yarattığı yıkım artık sadece bölgesel bir mesele değil; tüm dünyanın vicdanını ilgilendiren bir insanlık sorunudur. Ancak ne yazık ki dünya çoğu zaman bu tabloyu sadece izlemekle yetiniyor. Toplantılar yapılıyor. Kınama mesajları yayınlanıyor. Diplomatik açıklamalar geliyor. Ama sahadaki gerçek değişmiyor. Bombalar düşmeye devam ediyor.
İSLAM DÜNYASININ EN BÜYÜK SORUNU
Bu tablonun en acı taraflarından biri ise İslam dünyasının dağınıklığıdır. Onlarca ülke, yüz milyonlarca insan… Ama ortak bir siyasi irade, ortak bir güç ve ortak bir strateji ortaya koymakta zorlanan bir coğrafya. Birlik olmayınca güç de olmuyor. Güç olmayınca sözün de etkisi kalmıyor.
TARİHİN BİZE HATIRLATTIĞI GERÇEK
Bugün yaşananlar aslında bize tarihin önemli bir dersini tekrar hatırlatıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde bazı çevreler “İngiliz mandası mı olsun, Amerikan mandası mı?” tartışmasını yaparken bir lider çok net bir söz söylemişti: “Bu milleti yine bu milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Bu sözün sahibi Mustafa Kemal Atatürk’tü. Eğer o gün bu millet bağımsızlık mücadelesi vermeseydi, bugün özgür bir ülkede yaşayabilir miydik? Belki de bugün biz de savaşın ortasında kalmış bir Ortadoğu ülkesine dönüşmüş olacaktık.
SAVAŞLARIN DEĞİŞEN YÜZÜ
Dünya artık eski dünya değil. Eskiden savaşlar çoğunlukla toprak kazanmak için yapılırdı. Bugün ise savaşların arkasında başka hesaplar var. Enerji kaynakları… Petrol… Doğal gaz… Stratejik bölgeler… Kısacası güç dengeleri. Bu yüzden savaşlar bitmiyor; sadece şekil değiştiriyor.
PEKİ GERÇEK GÜÇ BU MU?
Peki bir ülkenin gücü nedir? Şehirleri bombalayabilmek mi? Masum insanları öldürebilmek mi? Eğer güç bundan ibaretse, insanlık gerçekten çok karanlık bir dönemden geçiyor demektir. Çünkü gerçek güç; yıkmak değil inşa etmektir, öldürmek değil yaşatmaktır.
ASIL TEHLİKE
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar savaşın ortasında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ama belki de asıl tehlike savaşlardan bile büyüktür. O da dünyanın bu acılara alışmasıdır. Çünkü tarih bize defalarca şunu göstermiştir: Zulüm güçlü olabilir. Ama hiçbir zulüm sonsuza kadar sürmez. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Zulüm kadar tehlikeli olan bir şey varsa, o da sessizliktir.