Lütfi  Vural
Köşe Yazarı
Lütfi Vural
 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, GIDAYA ERİŞİM VE TARIMDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Küresel ısınma, sıcaklık artışı,kuraklık , endüstrileşen tarımın dünyada oluşturduğu gıda zincirini kırılgan hale getirdi.Son iki yılda yaşadığımız covid-19 pandemisi ise bu gıda zinciri üzerinde telafisi mümkün olmayan hasarlara neden oldu.Dünyada ve ülkemizde gıdaya erişimde sorunlar yaşandı.Tarım ürünleri arzındaki yetersizlik fiyat artışlarını tetikledi ve enflasyon üzerinde baskı unsuru oldu.Gıda fiyatlarındaki artışlar en fazla dargelirli nüfus üzerinde olumsuz etki yapıyor.Bu kesimlerin bütçesinin önemli bir bölümü gıda harcamalarına gidiyor.Son bir yılda tarım ürünleri %100 ün üzerinde arttı ancak dargelirli kesimin ücret artışları gıdadaki fiyat artışlarının gerisinde kaldı.Bu durum yoksulluğu daha da artırıyor ve karşımıza yeni bir kavram çıkıyor, “derin yoksulluk”. *** 1940 yılında ABD ile Meksika hükümeti arasında tahıl üretiminin artırılması için anlaşma yapıldı. Meksika’da buğday üzerine verim artırmak için yapılan çalışmalar Nobel ödülü sahibi tarım bilimci ve genetikçi Dr.Norman Borlaug’ın öncülünde yürütüldü. Geliştirilen, hastalığa dayanıklı ve yüksek verimli buğday türleri, yeni gübre, sulama ve tarım teknikleri ile denenerek yüksek verim elde edildi.Ancak bir sorun vardı.Gübre ve yeni sulama yöntemleri ile yetiştirilen bu buğdaylarda saplar uzundu ve başaklarının ağırlıklarının da nedeniyle yere yatmaya başladı.2.Dünya Savaşı sırasında Japonya’dan getirilen cüce buğday türleri ile hastalığa dayanıklı yüksek verimli türler melezlendi ve denemeler sonucunda yüksek verim artışı sağlandı.Çalışmalar sonucunda Meksika’nın buğday rekoltesi dört kattan fazla arttı.Dışarıdan tahıl alan ülke, buğday ihracatçısı oldu.Geliştirilen yöntemler pirinç ve mısırda da uygulandı ve yeni türlerle verim artışı sağlandı.Tarım ürünlerindeki bu çalışmalar ve rekolte artışları sermayenin iştahını kabarttı ve tarımda şirketleşme başladı.Genetik çalışmalarla elde edilen yeni tohumlar, azot, fosfor ve potasyum vb sentetik gübreler ve yeni sulama teknikleri sonucu buğday, pirinç ve mısırdaki artış “birinci yeşil devrim” olarak adlandırıldı.Tarımdaki bu yeni uygulamalar, Hindistan ve Pakistan’da da rekolte artışı sağladı ve kıtlığın eşiğinde olan bu ülkelere çare oldu. Dr.Norman Borlaug 1970 yılında Nobel Ödülü aldı. *** 1960-80 yılları arasında yeşil devrim, ürün artışı ile gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde kıtlığa karşı geçici bir çözüm oldu.Yalnız beraberinde sağlık ve çevre sorunlarını da getirdi.Yüksek verimli mısır, buğday ve çeltik çeşitleri, geleneksel çeşitlerle karşılaştırıldığında topraktaki azotu da hızlı tüketmeye başladı.Kullanılan kimyasal gübreler ve tarım ilaçları insan ve çevre sağlığını olumsuz etkiledi.Özellikle nitrat, yağmur ve sulama suyu etkisiyle yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında kirlilik oluşturmaya başladı. Ayrıca, bitki hastalıkları ile zararlılarında ve yabancı otlarla mücadelede en çok pestisitler kullanılmaktadır. Çok etkili bir pestisit olan DDT, günümüzde tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılıyor. Son 70 yılda, pestisit kullanımı yaklaşık 50 kat arttı ve yılda yaklaşık 2,5 milyon tona ulaştı.  "Mucize tohumlar" olarak adlandırılan yüksek verimli çeşitler sonradan bir kez ürün veren “hibrit” şekle dönüştürüldüler. Hibrit tohum, çiftçinin şirketlere ve dışa bağımlılığını artırdı. Üretim maliyetini yükselten unsur oldu. Özellikle yoksul ülkelerdeki hızlı nüfus artışı, açlığı ve gıda yetersizliğini tekrar gündeme getirdi. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), dünyadaki gıda yetersizliği için şirketler tarafından ikinci Yeşil Devrim sunuldu. *** Günümüzde artan sıcaklık, sıcak hava dalgaları, yağışlardaki düzensizlik ve kuraklık tarımsal üretimde risk oluşturmaya başladı. Akdeniz havzasının gelecekte daha fazla kuraklık tehdidi ile karşı karşıya geleceği bekleniyor. Ülkemizin güneyinden itibaren kuzeye doğru tropikal ve yarı tropikal koşulların etkili olmaya başlayacağı da beklentiler arasında. Bu da tahıl üretimi için risk oluşturuyor. Çünkü tahıl üretiminin büyük bir bölümü İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapılmaktadır. Bölgemizde de son yıllarda etkili olan kurak periyotlar tarımsal sulama ihtiyacını daha da artırdı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak için tarımsal sulamadaki yatırımlar artırılması ve kapalı devre basınçlı sulama sistemi için yapılan çalışmaların hızlandırılması gerekiyor. Mısır gibi çok su isteyen ürün yerine ayçiçeği gibi daha az su isteyen ürünler tercih edilmeli ve ürün deseni su potansiyeline göre belirlenmelidir.
Ekleme Tarihi: 12 Nisan 2022 - Salı
Lütfi  Vural

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, GIDAYA ERİŞİM VE TARIMDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Küresel ısınma, sıcaklık artışı,kuraklık , endüstrileşen tarımın dünyada oluşturduğu gıda zincirini kırılgan hale getirdi.Son iki yılda yaşadığımız covid-19 pandemisi ise bu gıda zinciri üzerinde telafisi mümkün olmayan hasarlara neden oldu.Dünyada ve ülkemizde gıdaya erişimde sorunlar yaşandı.Tarım ürünleri arzındaki yetersizlik fiyat artışlarını tetikledi ve enflasyon üzerinde baskı unsuru oldu.Gıda fiyatlarındaki artışlar en fazla dargelirli nüfus üzerinde olumsuz etki yapıyor.Bu kesimlerin bütçesinin önemli bir bölümü gıda harcamalarına gidiyor.Son bir yılda tarım ürünleri %100 ün üzerinde arttı ancak dargelirli kesimin ücret artışları gıdadaki fiyat artışlarının gerisinde kaldı.Bu durum yoksulluğu daha da artırıyor ve karşımıza yeni bir kavram çıkıyor, “derin yoksulluk”.

***

1940 yılında ABD ile Meksika hükümeti arasında tahıl üretiminin artırılması için anlaşma yapıldı. Meksika’da buğday üzerine verim artırmak için yapılan çalışmalar Nobel ödülü sahibi tarım bilimci ve genetikçi Dr.Norman Borlaug’ın öncülünde yürütüldü. Geliştirilen, hastalığa dayanıklı ve yüksek verimli buğday türleri, yeni gübre, sulama ve tarım teknikleri ile denenerek yüksek verim elde edildi.Ancak bir sorun vardı.Gübre ve yeni sulama yöntemleri ile yetiştirilen bu buğdaylarda saplar uzundu ve başaklarının ağırlıklarının da nedeniyle yere yatmaya başladı.2.Dünya Savaşı sırasında Japonya’dan getirilen cüce buğday türleri ile hastalığa dayanıklı yüksek verimli türler melezlendi ve denemeler sonucunda yüksek verim artışı sağlandı.Çalışmalar sonucunda Meksika’nın buğday rekoltesi dört kattan fazla arttı.Dışarıdan tahıl alan ülke, buğday ihracatçısı oldu.Geliştirilen yöntemler pirinç ve mısırda da uygulandı ve yeni türlerle verim artışı sağlandı.Tarım ürünlerindeki bu çalışmalar ve rekolte artışları sermayenin iştahını kabarttı ve tarımda şirketleşme başladı.Genetik çalışmalarla elde edilen yeni tohumlar, azot, fosfor ve potasyum vb sentetik gübreler ve yeni sulama teknikleri sonucu buğday, pirinç ve mısırdaki artış “birinci yeşil devrim” olarak adlandırıldı.Tarımdaki bu yeni uygulamalar, Hindistan ve Pakistan’da da rekolte artışı sağladı ve kıtlığın eşiğinde olan bu ülkelere çare oldu. Dr.Norman Borlaug 1970 yılında Nobel Ödülü aldı.

***

1960-80 yılları arasında yeşil devrim, ürün artışı ile gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde kıtlığa karşı geçici bir çözüm oldu.Yalnız beraberinde sağlık ve çevre sorunlarını da getirdi.Yüksek verimli mısır, buğday ve çeltik çeşitleri, geleneksel çeşitlerle karşılaştırıldığında topraktaki azotu da hızlı tüketmeye başladı.Kullanılan kimyasal gübreler ve tarım ilaçları insan ve çevre sağlığını olumsuz etkiledi.Özellikle nitrat, yağmur ve sulama suyu etkisiyle yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında kirlilik oluşturmaya başladı. Ayrıca, bitki hastalıkları ile zararlılarında ve yabancı otlarla mücadelede en çok pestisitler kullanılmaktadır. Çok etkili bir pestisit olan DDT, günümüzde tüm dünyada yaygın bir şekilde kullanılıyor. Son 70 yılda, pestisit kullanımı yaklaşık 50 kat arttı ve yılda yaklaşık 2,5 milyon tona ulaştı.  "Mucize tohumlar" olarak adlandırılan yüksek verimli çeşitler sonradan bir kez ürün veren “hibrit” şekle dönüştürüldüler. Hibrit tohum, çiftçinin şirketlere ve dışa bağımlılığını artırdı. Üretim maliyetini yükselten unsur oldu. Özellikle yoksul ülkelerdeki hızlı nüfus artışı, açlığı ve gıda yetersizliğini tekrar gündeme getirdi. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), dünyadaki gıda yetersizliği için şirketler tarafından ikinci Yeşil Devrim sunuldu.

***

Günümüzde artan sıcaklık, sıcak hava dalgaları, yağışlardaki düzensizlik ve kuraklık tarımsal üretimde risk oluşturmaya başladı. Akdeniz havzasının gelecekte daha fazla kuraklık tehdidi ile karşı karşıya geleceği bekleniyor. Ülkemizin güneyinden itibaren kuzeye doğru tropikal ve yarı tropikal koşulların etkili olmaya başlayacağı da beklentiler arasında. Bu da tahıl üretimi için risk oluşturuyor. Çünkü tahıl üretiminin büyük bir bölümü İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapılmaktadır. Bölgemizde de son yıllarda etkili olan kurak periyotlar tarımsal sulama ihtiyacını daha da artırdı. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak için tarımsal sulamadaki yatırımlar artırılması ve kapalı devre basınçlı sulama sistemi için yapılan çalışmaların hızlandırılması gerekiyor. Mısır gibi çok su isteyen ürün yerine ayçiçeği gibi daha az su isteyen ürünler tercih edilmeli ve ürün deseni su potansiyeline göre belirlenmelidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.