Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

BİLİNÇSİZLEŞEN DAVRANIŞLAR

Değerli dostlar, bu haftaki yazımız bu yılın son gününe denk geldi; dolayısıyla bu yılın da son yazısı oluyor. 2025 yılını acısıyla tatlısıyla uğurlarken 2026 yılını umutlarımızı ve beklentilerimizi yitirmeden karşılıyoruz. Umudumuz bitmez, bitmemeli. Umudun bittiği yerde yaşam da biter. Onun için en zor anlarda bile bir çıkış yolu, bir umut vardır. Çünkü biz, “Umutsuz durumlar yoktur; umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” diyen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten öyle öğrendik. *** 2026 yılının umutlarımızın yenilendiği, yarınlarımızın aydınlandığı bir yıl olmasını diliyorum. Değerli dostlar, bu haftaki yazımız da geçen haftanın devamı niteliğinde olacak. Geçen haftaki yazımızın başlığı “Eğitimin Yeri” idi. Bu hafta da eğitimin farklı bir boyutunu irdeleyelim. Eğitim konusunu işlerken çoğu zaman bilimsel verilerden ve işin uzmanı kişilerin görüş ve düşüncelerinden yararlanırım. İşte böyle bir örnek de Psikolog Ömer AKTÜRK’ün ortaya koyduğu ilginç belirlemeler. Psikolog Ömer AKTÜRK’ün araştırmalarından derlediği bilgisel. Birlikte okuyalım. Bir terapist, hiç azarlamadan büyütülen çocukları tam 30 yıl boyunca gözlemlemiş. Sonuç hiç de beklenildiği gibi çıkmamış. Neden mi? Çünkü ilk önce herkes bu çocukların tarihin en özgür ve kendine güvenen kuşağı olacağını sanmış. Anne babalar, cezaları, yasakları kaldırmış; pozitif, anne babalıkla her isteğe evet demiş. Ama yıllar sonra ortaya çıkan tablo şaşırtıcı olmuş. Çocuklar reddedilmeye dayanamıyor, bitkisel yıkım gibi yaşıyorlar. 20'li yaşlara geldiklerinde çoğunda anksiyete, onay bağımlılığı ve içsel boşluk duygusu oluşmuş. Çünkü onları kimse uyarmamış, onlara kimse bağırmamış; ama gerçekle yüzleşmeyi de öğretmemişler. *** Bir çocuk hayal kırıklığı yaşamadan öz denetim geliştiremez. Birileri ona ilk kez ‘hayır’ dediğinde bu gençler hemen dağılıp gitmiş. En dikkat çekici sonuç ise bu çocuklar iyi kalpli ama dayanıksız. Çatışmadan, korkuyor; sakinliği, uyum sanıyor. Aslında bu sakinlik, bastırılmış duyguların sessizliği. Direnç göstermeden büyüyen zihin, kendi gücüne değil dış desteğe yaslanır. Bazıları bu boşluğu fark edip kendini yeniden kurmaya, geliştirmeye başlamış. Sporla, disiplinle, zorluklarla ve anne babalara sınır koyarak. *** Bir katılımcı şöyle demiş. “Hayat bana ilk kez sert davrandığında gerçekten yaşadığımı hissetmiştim.” 30 yılın sonunda bu araştırma şu cümlelerle özetlenmiş. Çocuğun gereksinimi, sınırsız yumuşaklık değil; dengeli dürüstlüktür. Sınırsız sevgi, bağımlılığa; sevgisiz disiplin ise korkuya dönüşür. Bu yüzden gerçek anne babalık, sevgiyle sınırın dengelendiği yerdir. Dayanıklılık, doğuştan gelmez; öğrenilir. *** Bir başka uzman Fatma AKKAYA BOZKURT da benzer konuyu şöyle özetlemiş. Çocuğun her sorununu ve sıkıntısını, yakınmasını yok ederseniz beyninin stres yönetim mekanizmasını felç edersiniz.  Bununla ilgili bilimin notu şöyle: Stres toleransı, maruz kalınarak gelişir. Sürekli mutlu edilmeye programlanan çocuk, gerçek yaşamda kırılgan bir birey olur. *** Bilimsel gerçek: Beyin gelişimi, “sabit mutluluk yaşayan” değil “duygu regülasyonunu (dengelemeyi) öğrenen” bireylerde sağlıklıdır. Sınır koymayan, koyamayan anne baba, sevgi dolu değil duygusal olarak yetersiz anne babalardır. *** Psikoloji gerçeği: Sınırlar, çocuğun güvenli bağlanma geliştirmesi için şarttır. Çocuk her ağladığında fikrini değiştiren anne babalar, merhametli değil dürtüseldir(sabırsız olmadır). *** Bilimsel arka plan: Tutarsızlık, çocuk beyninde kalıcı kaygı altyapısı oluşturur. “Aman üzülmesin!” diye büyüyen çocuk, gerçek hayatta en küçük reddedilmede dağılır. *** Nörobilim: Hayal kırıklığı tolaransı ve baş etme becerisinin temelleri, çocuklukta oluşturulur. Özgüven, yere düşmeyen, canı yanmayan, reddedilmeyen, kızılmayan çocukta gelişmez. Özgüven, düştükten sonra kendisi kalkabilen çocukta gelişir. Yanlış davranışa tepki verildiğinde, yanlışının farkına vardığında gelişir. *** Sinir sistemi mantığı: Beyin, baş etme deneyimi yaşamadan güçlenmez. Aşırı korunan çocuklar, daha kaygılı, daha bağımlı, daha kararsız bireyler olur. Bu çıkarımlar, bir görüş değil araştırma sonucudur. Çoğu anne baba çocuğunu değil kendi çocukluğunu iyileştirmeye çalışıyor. Bunu yapan anne babalar, çocuğu birey değil terapi alanı gibi kullanır. *** Evet değerli dostlar, uzmanların araştırmalar sonucunda elde ettiği bulgular ve ortaya çıkardığı sonuçlar böyle. Şöyle çevrenize bir bakın. Yukarıda ortaya konulan örneklerle, araştırma sonuçlarıyla ve çıkarımlarla özdeşleşen nelerle karşılaşıyorsunuz? Belki de burada anlatılanların birçoğunu siz de yaptınız. Ne dersiniz? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sözün Özü: Siz ne iseniz çocğunuz da o olacaktır. O halde onların nasıl olmasını istiyorsanız siz de öyle olun. David BLY
Ekleme Tarihi: 30 Aralık 2025 -Salı

BİLİNÇSİZLEŞEN DAVRANIŞLAR

Değerli dostlar, bu haftaki yazımız bu yılın son gününe denk geldi; dolayısıyla bu yılın da son yazısı oluyor. 2025 yılını acısıyla tatlısıyla uğurlarken 2026 yılını umutlarımızı ve beklentilerimizi yitirmeden karşılıyoruz. Umudumuz bitmez, bitmemeli. Umudun bittiği yerde yaşam da biter. Onun için en zor anlarda bile bir çıkış yolu, bir umut vardır. Çünkü biz, “Umutsuz durumlar yoktur; umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” diyen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten öyle öğrendik.

***

2026 yılının umutlarımızın yenilendiği, yarınlarımızın aydınlandığı bir yıl olmasını diliyorum. Değerli dostlar, bu haftaki yazımız da geçen haftanın devamı niteliğinde olacak. Geçen haftaki yazımızın başlığı “Eğitimin Yeri” idi. Bu hafta da eğitimin farklı bir boyutunu irdeleyelim. Eğitim konusunu işlerken çoğu zaman bilimsel verilerden ve işin uzmanı kişilerin görüş ve düşüncelerinden yararlanırım. İşte böyle bir örnek de Psikolog Ömer AKTÜRK’ün ortaya koyduğu ilginç belirlemeler.

Psikolog Ömer AKTÜRK’ün araştırmalarından derlediği bilgisel. Birlikte okuyalım.

Bir terapist, hiç azarlamadan büyütülen çocukları tam 30 yıl boyunca gözlemlemiş. Sonuç hiç de beklenildiği gibi çıkmamış. Neden mi? Çünkü ilk önce herkes bu çocukların tarihin en özgür ve kendine güvenen kuşağı olacağını sanmış. Anne babalar, cezaları, yasakları kaldırmış; pozitif, anne babalıkla her isteğe evet demiş. Ama yıllar sonra ortaya çıkan tablo şaşırtıcı olmuş. Çocuklar reddedilmeye dayanamıyor, bitkisel yıkım gibi yaşıyorlar. 20'li yaşlara geldiklerinde çoğunda anksiyete, onay bağımlılığı ve içsel boşluk duygusu oluşmuş. Çünkü onları kimse uyarmamış, onlara kimse bağırmamış; ama gerçekle yüzleşmeyi de öğretmemişler.

***

Bir çocuk hayal kırıklığı yaşamadan öz denetim geliştiremez. Birileri ona ilk kez ‘hayır’ dediğinde bu gençler hemen dağılıp gitmiş. En dikkat çekici sonuç ise bu çocuklar iyi kalpli ama dayanıksız. Çatışmadan, korkuyor; sakinliği, uyum sanıyor. Aslında bu sakinlik, bastırılmış duyguların sessizliği. Direnç göstermeden büyüyen zihin, kendi gücüne değil dış desteğe yaslanır. Bazıları bu boşluğu fark edip kendini yeniden kurmaya, geliştirmeye başlamış. Sporla, disiplinle, zorluklarla ve anne babalara sınır koyarak.

***

Bir katılımcı şöyle demiş. “Hayat bana ilk kez sert davrandığında gerçekten yaşadığımı hissetmiştim.”

30 yılın sonunda bu araştırma şu cümlelerle özetlenmiş. Çocuğun gereksinimi, sınırsız yumuşaklık değil; dengeli dürüstlüktür. Sınırsız sevgi, bağımlılığa; sevgisiz disiplin ise korkuya dönüşür. Bu yüzden gerçek anne babalık, sevgiyle sınırın dengelendiği yerdir. Dayanıklılık, doğuştan gelmez; öğrenilir.

***

Bir başka uzman Fatma AKKAYA BOZKURT da benzer konuyu şöyle özetlemiş.

Çocuğun her sorununu ve sıkıntısını, yakınmasını yok ederseniz beyninin stres yönetim mekanizmasını felç edersiniz.  Bununla ilgili bilimin notu şöyle: Stres toleransı, maruz kalınarak gelişir. Sürekli mutlu edilmeye programlanan çocuk, gerçek yaşamda kırılgan bir birey olur.

***

Bilimsel gerçek: Beyin gelişimi, “sabit mutluluk yaşayan” değil “duygu regülasyonunu (dengelemeyi) öğrenen” bireylerde sağlıklıdır. Sınır koymayan, koyamayan anne baba, sevgi dolu değil duygusal olarak yetersiz anne babalardır.

***

Psikoloji gerçeği: Sınırlar, çocuğun güvenli bağlanma geliştirmesi için şarttır. Çocuk her ağladığında fikrini değiştiren anne babalar, merhametli değil dürtüseldir(sabırsız olmadır).

***

Bilimsel arka plan: Tutarsızlık, çocuk beyninde kalıcı kaygı altyapısı oluşturur. “Aman üzülmesin!” diye büyüyen çocuk, gerçek hayatta en küçük reddedilmede dağılır.

***

Nörobilim: Hayal kırıklığı tolaransı ve baş etme becerisinin temelleri, çocuklukta oluşturulur.

Özgüven, yere düşmeyen, canı yanmayan, reddedilmeyen, kızılmayan çocukta gelişmez. Özgüven, düştükten sonra kendisi kalkabilen çocukta gelişir. Yanlış davranışa tepki verildiğinde, yanlışının farkına vardığında gelişir.

***

Sinir sistemi mantığı: Beyin, baş etme deneyimi yaşamadan güçlenmez. Aşırı korunan çocuklar, daha kaygılı, daha bağımlı, daha kararsız bireyler olur. Bu çıkarımlar, bir görüş değil araştırma sonucudur. Çoğu anne baba çocuğunu değil kendi çocukluğunu iyileştirmeye çalışıyor. Bunu yapan anne babalar, çocuğu birey değil terapi alanı gibi kullanır.

***

Evet değerli dostlar, uzmanların araştırmalar sonucunda elde ettiği bulgular ve ortaya çıkardığı sonuçlar böyle. Şöyle çevrenize bir bakın. Yukarıda ortaya konulan örneklerle, araştırma sonuçlarıyla ve çıkarımlarla özdeşleşen nelerle karşılaşıyorsunuz? Belki de burada anlatılanların birçoğunu siz de yaptınız. Ne dersiniz? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sözün Özü:

Siz ne iseniz çocğunuz da o olacaktır. O halde onların nasıl olmasını istiyorsanız siz de öyle olun. David BLY

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.