Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

ÖĞRETMENİN MÜCADELESİ

Değerli dostlar, geçen hafta “Cimer Şikayetleri” başlıklı yazımızda velilerin öğretmenler hakkında “cimer”e yaptıkları biribirinden ilginç şikayet örneklerini paylaşmıştım. Bu durumla ilgili önemli olan ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın aldığı karar. Bakanlığın aldığı kararın ne kadar caydırıcı, ne kadar etkili olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz.  ***  Bu gelişmeler bir yana asıl sorunumuz, “şikayet”, “mutsuzluk” ve “memnuniyetsilik”. Çünkü günümüz insanları ve özellikle çocuklar, o kadar mutsuz, memnuniyetsiz ve doyumsuz ki önü başı alınır gibi değil. Daha kötü olanı ise günümüzdeki çocukların kuraldan, düzenden, sorumluluktan, görevden uzak olmaları. Kontrol denilen olguyu bilmemeleri. Daha doğrusu bunlar, öğretilmiyor. Geçmiş zamanların güzel bir reklamı vardı. O reklamda şöyle bir cümle geçiyordu. “Kontrolsüz güç, güç değildir.” Evet, günümüzün çocukları o kadar kontrolsüz ki ilerleyen zamanlarda tehlikeli bir duruma gelecekler. En büyük sorun da isteklerinin hiç bitmemesi, memnuniyetsizlik, doyumsuzluk ve sürekli şikayet. Evde başlayan eğitim, maalesef okula da yansıyor. Evdeki tutum ve davranışlar, okulda da sürüyor. Bu olumsuzluk örneklerine önceki yazılarımızda yer vermiştik.  ÇOCUKLARIMIZI YETİŞTİREMİYORUZ  Son yıllarda ortaya çıkan acı bir gerçek var. O da şu: Evlerde ve okullarda çocuklarımızı eğitemiyoruz, onları yetiştiremiyoruz. Yapılan iki şey, bitmeyen istekler ve her şeyden şikayet. Artık eğitim verilmiyor; yapılanlar, istek sıralamak, şikayet büyütmek. Okullarda o kadar büyük sorunlar yaşanıyor ki sınıfta olmayan, okulda bulunmayan birinin bunları anlaması, bilmesi mümkün değil. Okullarda eğitim verilemez duruma geldi. Çünkü öğretmenler, derste sürekli olarak öğrencilere “Önüne dön!”, “Ona vurma!”, “Buna dokunma!”, “Onu itme!”, “Beni dinle!” demekten ders anlatamaz oldu.  PAYLAŞAMIYOR, KONUŞAMIYOR, OYNAYAMIYOR  Çocuklar öyle duruma geldi ki paylaşamıyor, konuşamıyor, oynayamıyor. Çocukların doğal etkileşimi sayılan oyunlar, sürtüşmelere ve kavgalara yol açar oldu. Bu etkileşimli ve sosyal öğrenme süreçleri bile krize dönüşüyor. İki çocuk arasında küçük bir anlaşmazlık, şikayetlerle büyütülüyor ve işin içinden çıkılmaz durumlara getiriliyor. İşin aslını ve nedenini anlamayan veliler, bir yandan şikayet ederken bir yandan da baskılarla ve tehditlerle eğitim öğretim ortamını sabote ediyor; öğretmenleri de savunmada bırakıyor. Tabii öğretmenler baskı altında kaldıkça sınıf yönetimi zayıflıyor, eğitim verimi düşüyor. Tüm bu olup bitenlerden sonra ortaya çıkan durum şu oluyor.  ***  Eğitim, geriliyor; çocukların okuma yazma becerileri gelişmiyor; matematik temeli oturmuyor; problem çözme yeteneği köreliyor. Nedeni oldukça açık ve anlaşılır. Çünkü çocuk itekleşmekten, yanındakilerle konuşmaktan, aklına geleni yapmaktan geri durmuyor. Öğretmen de bu davranışları en aza indirebilme mücadelesi verdiği için ders anlatımında etkili ve verimli olamıyor. Kim kime attı, kim kimi itti, kim kimin koluna değdi gibi davranışları kontrolle uğraşıyor. Evde ve dışarıda çok rahat ve kontrolsüz kalan öğrenci, okuldaki, sınıftaki uyarılar karşısında bocalıyor, asileşiyor, çatışma oluşuyor. İşte dışarıda ve evde kontrolsuz ve serbest kalan öğrenci, okulda ve sınıfta bu uyarılar karşısında kendini baskı altında hissediyor, her tepki ters tepiyor.  ÖĞRETMENİN YAPTIĞI İŞ YORUCU  Tüm bu yaşananlar karşısında şunları düşünmek gerekiyor. Okulda ve sınıfta yaşanan tüm bu olusuzluklara karşın öğretmenler, imkansızı başarıyor. Düşünsenize, 30-40 öğrenciye aynı anda hem ders anlatabilmek hem de eğitim verebilmek ne demek? Sınıfta 30-40 öğrenci demek, 30-40 ayrı insan, ayrı dünya, ayrı anlayış, ayrı düşünüş demek. Ve öğretmen, o 30-40 farklılığı bir arada tutup bir şeyler anlatmaya ve öğretmeye çalışıyor, farklı ihtiyaçlara farklı çözümler üretiyor. Öğretmenin yaptığı iş o kadar yorucu ki asıl sorun fiziksel yorgunluğun yanında zihinsel ve duygusal yorgunlukta yoğunlaşıyor. Birkaç günlük dinlenmeyle fiziksel yorgunluk geçer; ama zihinsel ve duygusal yorgunluğu giderebilmek için daha uzun süreli dinlenmelere gereksinim var; ama gereksiz yazılar, yazışmalar ve belgeler, anket çılgınlığı, istatistiksel başarı beklentisi, proje yazma yarışmaları, dinlenmeye fırsat vermiyor.  ÖĞRETMENİN DEĞERİ YÜCELTİLMELİ Bir eğitim öğretim yılı boyunca onlarca olumsuzlukla uğraşan öğretmen, zihinsel ve duygusal olarak rahatlamalı. Öğretmenden başarı bekleniyorsa o, önce zihinsel ve duygusal, sonra da bedensel olarak dinlendirilmelidir. Eğitim öğretimde gerçek başarı bekleniyorsa öğretmenin enerjisi ve zamanı boşa harcanmamalıdır. Çocuklarımızın ve eğitimimizin geleceğini kurtarmak istiyorsak öğretmenin onuru korunmalı, değeri yüceltilmelidir.  Sözün Özü: Toplumda öğretmenin değeri neyse eğitimin, sıradan insanların, halkın ve ulusun değeri de o olacaktır. Kitap Yüzü
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

ÖĞRETMENİN MÜCADELESİ

Değerli dostlar, geçen hafta “Cimer Şikayetleri” başlıklı yazımızda velilerin öğretmenler hakkında “cimer”e yaptıkları biribirinden ilginç şikayet örneklerini paylaşmıştım. Bu durumla ilgili önemli olan ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın aldığı karar. Bakanlığın aldığı kararın ne kadar caydırıcı, ne kadar etkili olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz.

 ***

 Bu gelişmeler bir yana asıl sorunumuz, “şikayet”, “mutsuzluk” ve “memnuniyetsilik”. Çünkü günümüz insanları ve özellikle çocuklar, o kadar mutsuz, memnuniyetsiz ve doyumsuz ki önü başı alınır gibi değil. Daha kötü olanı ise günümüzdeki çocukların kuraldan, düzenden, sorumluluktan, görevden uzak olmaları. Kontrol denilen olguyu bilmemeleri. Daha doğrusu bunlar, öğretilmiyor. Geçmiş zamanların güzel bir reklamı vardı. O reklamda şöyle bir cümle geçiyordu. “Kontrolsüz güç, güç değildir.” Evet, günümüzün çocukları o kadar kontrolsüz ki ilerleyen zamanlarda tehlikeli bir duruma gelecekler. En büyük sorun da isteklerinin hiç bitmemesi, memnuniyetsizlik, doyumsuzluk ve sürekli şikayet. Evde başlayan eğitim, maalesef okula da yansıyor. Evdeki tutum ve davranışlar, okulda da sürüyor. Bu olumsuzluk örneklerine önceki yazılarımızda yer vermiştik.

 ÇOCUKLARIMIZI YETİŞTİREMİYORUZ

 Son yıllarda ortaya çıkan acı bir gerçek var. O da şu: Evlerde ve okullarda çocuklarımızı eğitemiyoruz, onları yetiştiremiyoruz. Yapılan iki şey, bitmeyen istekler ve her şeyden şikayet. Artık eğitim verilmiyor; yapılanlar, istek sıralamak, şikayet büyütmek. Okullarda o kadar büyük sorunlar yaşanıyor ki sınıfta olmayan, okulda bulunmayan birinin bunları anlaması, bilmesi mümkün değil. Okullarda eğitim verilemez duruma geldi. Çünkü öğretmenler, derste sürekli olarak öğrencilere “Önüne dön!”, “Ona vurma!”, “Buna dokunma!”, “Onu itme!”, “Beni dinle!” demekten ders anlatamaz oldu.

 PAYLAŞAMIYOR, KONUŞAMIYOR, OYNAYAMIYOR

 Çocuklar öyle duruma geldi ki paylaşamıyor, konuşamıyor, oynayamıyor. Çocukların doğal etkileşimi sayılan oyunlar, sürtüşmelere ve kavgalara yol açar oldu. Bu etkileşimli ve sosyal öğrenme süreçleri bile krize dönüşüyor. İki çocuk arasında küçük bir anlaşmazlık, şikayetlerle büyütülüyor ve işin içinden çıkılmaz durumlara getiriliyor. İşin aslını ve nedenini anlamayan veliler, bir yandan şikayet ederken bir yandan da baskılarla ve tehditlerle eğitim öğretim ortamını sabote ediyor; öğretmenleri de savunmada bırakıyor. Tabii öğretmenler baskı altında kaldıkça sınıf yönetimi zayıflıyor, eğitim verimi düşüyor. Tüm bu olup bitenlerden sonra ortaya çıkan durum şu oluyor.

 ***

 Eğitim, geriliyor; çocukların okuma yazma becerileri gelişmiyor; matematik temeli oturmuyor; problem çözme yeteneği köreliyor. Nedeni oldukça açık ve anlaşılır. Çünkü çocuk itekleşmekten, yanındakilerle konuşmaktan, aklına geleni yapmaktan geri durmuyor. Öğretmen de bu davranışları en aza indirebilme mücadelesi verdiği için ders anlatımında etkili ve verimli olamıyor. Kim kime attı, kim kimi itti, kim kimin koluna değdi gibi davranışları kontrolle uğraşıyor. Evde ve dışarıda çok rahat ve kontrolsüz kalan öğrenci, okuldaki, sınıftaki uyarılar karşısında bocalıyor, asileşiyor, çatışma oluşuyor. İşte dışarıda ve evde kontrolsuz ve serbest kalan öğrenci, okulda ve sınıfta bu uyarılar karşısında kendini baskı altında hissediyor, her tepki ters tepiyor.

 ÖĞRETMENİN YAPTIĞI İŞ YORUCU

 Tüm bu yaşananlar karşısında şunları düşünmek gerekiyor. Okulda ve sınıfta yaşanan tüm bu olusuzluklara karşın öğretmenler, imkansızı başarıyor. Düşünsenize, 30-40 öğrenciye aynı anda hem ders anlatabilmek hem de eğitim verebilmek ne demek? Sınıfta 30-40 öğrenci demek, 30-40 ayrı insan, ayrı dünya, ayrı anlayış, ayrı düşünüş demek. Ve öğretmen, o 30-40 farklılığı bir arada tutup bir şeyler anlatmaya ve öğretmeye çalışıyor, farklı ihtiyaçlara farklı çözümler üretiyor. Öğretmenin yaptığı iş o kadar yorucu ki asıl sorun fiziksel yorgunluğun yanında zihinsel ve duygusal yorgunlukta yoğunlaşıyor. Birkaç günlük dinlenmeyle fiziksel yorgunluk geçer; ama zihinsel ve duygusal yorgunluğu giderebilmek için daha uzun süreli dinlenmelere gereksinim var; ama gereksiz yazılar, yazışmalar ve belgeler, anket çılgınlığı, istatistiksel başarı beklentisi, proje yazma yarışmaları, dinlenmeye fırsat vermiyor.

 ÖĞRETMENİN DEĞERİ YÜCELTİLMELİ

Bir eğitim öğretim yılı boyunca onlarca olumsuzlukla uğraşan öğretmen, zihinsel ve duygusal olarak rahatlamalı. Öğretmenden başarı bekleniyorsa o, önce zihinsel ve duygusal, sonra da bedensel olarak dinlendirilmelidir. Eğitim öğretimde gerçek başarı bekleniyorsa öğretmenin enerjisi ve zamanı boşa harcanmamalıdır. Çocuklarımızın ve eğitimimizin geleceğini kurtarmak istiyorsak öğretmenin onuru korunmalı, değeri yüceltilmelidir.

 Sözün Özü:

Toplumda öğretmenin değeri neyse eğitimin, sıradan insanların, halkın ve ulusun değeri de o olacaktır. Kitap Yüzü

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.