Değerli dostlar, geçen hafta sizlere “Adanmışlık ve İnanmışlık” başlıklı bir yazı aktarmıştım. Bu tür ibretlik, örnek ve ders alınması gereken gerçek olayları ve yaşanmışlıkları aktarmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Onun için bu haftaki yazımızı da benzer bir gerçekliğe ayırdım.
***
Nevşehir ilimizin Ürgüp ilçesinin Tahsinağa İlçe Halk Kütüphanesi önünde çok ilginç bir heykel yer almaktadır. Burada kütüphaneci “Mustafa Güzelgöz ve Eşeği”nin heykeli vardır. İşte ünlü romancımız Fakir BAYKURT’un anlatımıyla bu kütüphanecinin ve eşeğinin öyküsünü birlikte okuyalım.
***
Yıl 1943. Genç Mustafa, kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne atanır. O yıllarda devlet memurluğu çok önemli ve değerli bir şeydir. Çünkü o yıllarda özel sektörde iş alanı oldukça kısıtlıdır ya da yoktur. Mustafa, atandığı Tahsin Ağa Kütüphanesi’nde heyecanla okurları beklemeye başlar. Bir gün, beş gün, on gün olur; gelen giden olmaz.
***
Çevresindekilerle konuşur, durumu herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” der. Gelen giden olmaz. Durumu amirlerine bildirir. Amirleri, “Kardeşim, otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?” derler. O da “Evet, alıyorum.” deyince yanındakiler ona “Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı? Gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan. O kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…” derler.
***
23 yaşındaki genç kütüphane memuru bu duydukları karşısında “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünmeye başlar. Sonunda aklına bir düşünce gelir, bu düşüncesini eşine söyler. Eşi önce, “Deli misin sen bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce onn bu düşüncesini kabullenir.
***
O dönemde amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zamanlarda da her zaman olduğu gibi bir “vurdumduymazlık”, “Salla başı al maaşı!”, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da!“ anlayışı yaygındır.
***
Ulu önderimiz, büyük insan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ülkesini en çok seven, işini en iyi yapandır.” ilkesinden uzak yöneticileri zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. Bu eşeğin sırtına uygun iki tane de sandık yaptırır. Bu iki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığmaktadır. Sandıkların üstüne “Kitap İare (Ödünç) Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar: “Yalnızca Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”
***
Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe birçok kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da. “Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, öbür köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak.” der.
***
Genç Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, öbür günlerde eşeği ile köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar “Eşekli Kütüphaneci”yi her gelişlerinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü dört bir yana yayılır. Öbür memurlar makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapar görünürken Mustafa’nın eşeği, yediği otu hepsinden daha çok hak eder. Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.
***
Genç Mustafa, bakar ki kadınlar kütüphaneye hiç gelmiyor, Zenith’e ve Singer’e mektup yazar. “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım.” der. Zenith, dokuz tane; Singer, bir tane dikiş makinesi yollar. (Bu, ilk sponsorluk çalışması olarak tarihe geçiyor.) Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline beklerken okusunlar diye birer kitap verir. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik, “Kendi görev tanımı dışında davranıyor.” diye Mustafa hakkında dava açar. 50 yaşına gelen Mustafa Amca, baskıyla emekli edilir.
***
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur. Yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür. Toplanırlar, aralarında topladıkları para ile Ürgüp’e “Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve Eşeği”nin heykelini yaptırırlar.
***
Girişimcilik ne biliyor musun? İşte bu adamın yaptığı iş, tam anlamıyla girişimcilik. Bulunduğu yere yenilik katmak, farklılık oluşturmak. Bu anlayışa sahip herkes, mutlaka böyle adımlar atmalı. Yapılan iş olduğu yerde öylece duruyorsa orada bir eksiklik vardır. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yeri bozar atar.
Sözün Özü:
Bize değer kazandıran şeyler, yaptığımız işlerdir. G. Bangraft