Değerli dostlar, beş-altı haftadır “eğitim” konulu yazılar paylaşıyorum. Bu hafta da benzer bir konuyu ele alacağım.
Bizim çocukluğumuzda anne babalar bizi okula “Eti sizin, kemiği bizim!” anlayışıyla kaydettirirlerdi. Son yıllarda ise anlayış tümüyle değişti. “Çocuğumun kılına dokunanın canına okurum.” anlayışı yaygınlaştı.
Bizim çocukluğumuzda düşük not alan, yaramazlık ve saygısızlık yapan öğrenci, ailesi tarafından sorgulanırdı. Son yıllarda ise öğretmenler, “Niye düşük not verdin? Benim çocuğumu niye uyardın?” diye soygulanır, hesap sorulur oldu.
Böyle şımartılan çocukların şımarıklığını öğretmenler en çok üç-dört yıl çeker; ama o çocuğun ailesi ve toplum, bir ömür boyu çekmek zorunda kalır.
***
Bir öğretmen, disiplinsiz, sorunlu ve sorumluluk bilinci gelişmemiş bir öğrenciyi mezun edene kadar idare edebilir. Peki, ya sonra? O çocuk büyüyüp topluma karıştığında, iş hayatına atıldığında ne olacak? İşveren, iş yeri sahibi o çocuğun çalışmasını, iş verimini, hazırladığı raporları beğenmediğinde anne veya babası, iş yerini basıp “Benim çocuğum çok uğraştı, çok çalıştı ama!” mı diyecek?
Dışarıda, özellikle trafikte hata yaptığında, kural tanımadığında “Polis amcası, ona ceza yazma! Bu kez affediver!” mi denilecek? Yoksa “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” mu denilecek?
O çocuk, büyüyecek, sonra da evlenecek. Evlendiğinde eşiyle yaşadığı sorunu çözmeyi becerebilecek mi?
Hayat, okuldaki öğretmenler kadar hoşgörülü, affedici, merhametli olmayacak.
Okulda öğretmenin verdiği düşük nota tepki gösteren, o notu düzelttirmek için okul basan veli, aslında çocuğunun kişiliğini bozuyor, karakter omurgasını kırıyor.
Kural tanımayan, sorumluluk almasını bilmeyen, bir hatasında ya da yanlışında arkasının toplanmasına alıştırılan çocuklar, yalnızca aileleri için değil toplum için de ağır bir yüke dönüşüyor.
***
Çocuklarımızı gerçekten seviyor, onlara değer verdiğimizi, onları önemsediğimizi göstermek istiyorsak onları cam fanuslarda yetiştirmeyelim, onları pamuklara sarıp sarmalamayalım. Düşük not aldıklarında, bir sorun yaşadıklarında kurtarıcı rolüne bürünmeyelim. Düşük not alınabileceğini, her şeyin dört dörtlük olmadığını anlasınlar. Bırakalım, üzülsünler. “Ben nerede yanlış yaptım?” deyip düşünsünler. Çünkü öğretmenlerin verdiği düşük notlar bile ileride gerçek hayatın vereceği acı ve telafisi mümkün olmayan derslerden daha hafif kalacaktır.
Tüm bu örneklemelerden sonra bir başka gerçeğe yönelelim.
Siz hiç bakırcılar çarşısına gittiniz mi? O bakırcının o bakır levhaya örsün üstünde elindeki çekiçle nasıl vurduğunu gördünüz mü? O usta, bakır levhaya öyle özenle öyle bilinçle vurur ki o bakır levha yavaş yavaş sanat eserine dönüşür. Çekicin vurulduğu her nokta bir desen, bir şekil olur; sonra da bir sanat eserine dönüşür.
***
İşte eğitim de böyledir. Okulda öğretmenin her sözü, her anlatımı, her uyarısı, her bakışı, her kızması, bağırması o çocuğun kişiliğinin oluşumuna, geleceğinin şekillenmesine vurulan bir çekiç darbesi gibidir. Bunu bilmeyenler ve anlamayanlar eğitimi de eğitimciyi de öğretmeni de anlayamazlar. Öğretmen okulda çiçek yetiştirmiyor. İnsan yetiştiriyor. Geleceği biçimlendiriyor. O çocuk, yarın topluma karıştığında hayatın gerçekleriyle yüzleştiğinde hayat el bebek gül bebek olmayacak. Hep saksıda bir çiçek olarak kalmayacak. Çocuğu bir çiçek gibi yetiştirirseniz en küçük dokunuşta, hafif bir esintide kırılır, solar, gider. Ama bir ağaç gibi çınar gibi yetiştirirseniz, o dokunuşlardan, rüzgarlardan, fırtınalardan etkilenmez. Belki yaprakları dökülür, birkaç dalı kırılır; ama gövdesi dimdik ayakta durur, her türlü zorluğa karşı göğüs gerer.
***
Değerli anne babalar, şimdi iyi karar verin. Saksıda mevsimlik çiçek mi yetiştirmek istiyorsunuz yoksa dağlarda, ovalarda, yol kenarlarında dimdik duran, her mevsim ayakta kalan güçlü bir ağaç mı?
Karar sizin.
Bir öğretmen, yalnızca ders anlatmaz. Aynı zamanda umut aşılar, ilham verir, geleceği biçimlendirir, hayatları değiştirir, bakış açısı kazandırır. Eğer öğretmene bu açıdan bakılmazsa o toplumun bozulması kaçınılmaz olur.
***
Sözün Özü:
En iyi öğretmenler, nereye bakacağını gösteren fakat ne göreceğini söylemeyen kişilerdir. Alexandra K. Trenfor