Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

BİR ÜLKE İNSAN OLABİLMEK

Değerli dostlar, geçen haftaki yazımızın başlığı “Bir Ülke İnsan Olmak” idi. Bu başlıktan ve ele aldığımız içerikten yola çıkarak olaylara ve yaşanmışlıklara farklı bir açıdan bakmayı sürdürelim. Yine bir ülkede gecenin yarısında elektrik kesiliyor. Yurttaş sabah uyanıyor, elektrik işletmesini arıyor, cevap veren yok. Sonra aradan zaman geçiyor. Bir bakıyor, semtin elektrik trafosuna işletme çalışanları geliyor. Kapağı açıyor, şalteri kaldırıyor; aaaa, bir bakıyor, elektrikler gelivermiş. Gecenin ikisinde veya üçünde sigorta atmış, elektrik işletmesinin haberi yok! Aradan dört – beş saat geçmiş, sabah sekizde elektrik işletmesinin görevlileri lütfedip gelebiliyor, şalteri açıyor, semt elektriğe kavuşuyor. Ne güzel değil mi? Yine aynı ülkenin aynı elektrik işletmesi, çalışma saatlerinin tam ortasında şak, diye elektriği kesiyor. O ülkenin bir yurttaşı elektrik işletmesini arayıp soruyor, o bölgede iki-üç saatlik bakım olduğu söyleniyor, elektriğin bu yüzden kesildiği belirtiliyor. İşin ve çalışmanın en yoğun olduğu bir zaman diliminde böyle bir uygulama hangi gelişmiş ülkede vardır acaba? Benzer olaylar bitmiyor ki! Yine bir ülkede paralı otoyollar var. O ülkenin yurttaşı aracıyla o yollardan geçtiğinde belirli bir ücret öder. Ama bazı yerler var ki oralardan geçiş yapıldığında çift geçiş ücreti alınıyor. Aynı anda, aynı saatte aynı dakika-saniyede iki ayrı yerden geçiş yapılmış oluyor. Bu durum karşısında o ülkenin yurttaşı oto yol işletmesinin müşteri hizmetlerini, şikayet hattını arıyor, durumu anlatıyor; geçişleri, gününü, saatini, dakikasını belirtiyor, hesabından iki kez geçiş ücreti alındığını söylüyor, telefonundaki uygulamadan tek tek örnekliyor; oto yol işletmesinin ilgilisi “Yapacak bir şey!” veya “Bizim sistemde böyle bir şey görünmüyor!” diyor. O ülkeni yurttaşı, “Peki, benim param niye eksildi, ben bir kez geçiş yaptım, sistemde iki kez kesinti yapıldığı görünüyor. Benim param nereye gitti?”diye soruyor; cevap yok. Evet, benzer olayları çoğaltabiliriz. Yine bir ülkenin gelişmiş kentlerinden birinde kent içi yollarda uyarı levhaları var. Özellikle duraklama ve park yasağı olanlar. Buralara araçlar park ediliyor. O ülkenin yurttaşı bir gün bakıyor ki oraya park edilen araçlar çekiliyor, ceza yazılıyor. Sonra aradan birkaç hafta geçiyor; aynı yerlerde yine araçlar var. Ama bu kez hiçbir ceza ve çekme işlemi uygulanmıyor. O ülkenin yurttaşı doğal olarak soruyor: Bu çelişkinin sırrı ne olabilir? O kentte yaşayanlar, neye ve kime göre davranacaklar? Ne zaman ceza yazılacağını veya aracının ne zaman çekileceğini fala bakarak mı öğrenecek? Yine bir ülkenin bir yurttaşı bankamatikten maaşını veya parasını almak istiyor. İşlem yapıyor, ama bankamatik parayı vermiyor. Sistem, paranın çekildiğini belirtiyor. O ülkenin yurttaşı ilgili bankaya durumu anlatıyor, yaşadıklarını, yazılı olarak anında bildiriyor. Banka, durumu inceliyor. “Evet, işlem yapılmış, ama makine parayı vermemiş. Dolayısıyla paranız, sistemde, bankada kalmış. Biz, durumu genel müdürlüğe bildireceğiz, genel müdürlük de gerekeni yapacak.”diye cevap veriliyor. Aradan bir hafta, on gün, on beş geçiyor, bir cevap yok. Bankanın ilgililerinde ve yetkililerinde, bu kişinin almak isteği o para, maaşı idi. Bu kişi parasız bu bir ayı nasıl geçirecek, diye bir düşünce yok. Sonuç, bir sonraki ay, alamadığı parası ile birlikte yeni maaşını alabiliyor. Böye bir acımasızlık, umursamazlık olabilir mi? Bu ülkede olabiliyor. Yine o ülkede o ülkenin yurttaşı, telefon dolandırıcılarının tuzağına düşüyor. Ama son anda olayın farkına varıp kendi banka şubesini arıyor. Durumu anlatıyor. Banka yetkilisi de EFT yapılan başka bankayı arayıp işlemi bloke ettirip dolandırıcılığı durduruyor. Dolandırıcılık işleminin kim tarafından yapıldığı bilinmese de EFT yapılan hesabın kime ait olduğu belli. Mağduriyet yaşayan o ülkenin yurttaşı, yaşadığı olayı savcılığa bildiriyor. Savcılık, durumu inceledikten sonra şikayete cevap veriliyor. “Söz konusu olayda mağduriyet oluşmadığı için kovuşturmaya gerek olmadığına…” deniliyor… Evet, “Bir ülkede insan olmak” ve “Bir ülkede insan olabilmek” Aslında arada çok fark var. Bazılarına göre fark “olmak/olabilmek”te saklı olabilir. Sözün Özü İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın! Şeyh Edebali
Ekleme Tarihi: 03 Kasım 2021 - Çarşamba
Mustafa ATALAY

BİR ÜLKE İNSAN OLABİLMEK

Değerli dostlar, geçen haftaki yazımızın başlığı “Bir Ülke İnsan Olmak” idi. Bu başlıktan ve ele aldığımız içerikten yola çıkarak olaylara ve yaşanmışlıklara farklı bir açıdan bakmayı sürdürelim.

Yine bir ülkede gecenin yarısında elektrik kesiliyor. Yurttaş sabah uyanıyor, elektrik işletmesini arıyor, cevap veren yok. Sonra aradan zaman geçiyor. Bir bakıyor, semtin elektrik trafosuna işletme çalışanları geliyor. Kapağı açıyor, şalteri kaldırıyor; aaaa, bir bakıyor, elektrikler gelivermiş. Gecenin ikisinde veya üçünde sigorta atmış, elektrik işletmesinin haberi yok! Aradan dört – beş saat geçmiş, sabah sekizde elektrik işletmesinin görevlileri lütfedip gelebiliyor, şalteri açıyor, semt elektriğe kavuşuyor. Ne güzel değil mi?

Yine aynı ülkenin aynı elektrik işletmesi, çalışma saatlerinin tam ortasında şak, diye elektriği kesiyor. O ülkenin bir yurttaşı elektrik işletmesini arayıp soruyor, o bölgede iki-üç saatlik bakım olduğu söyleniyor, elektriğin bu yüzden kesildiği belirtiliyor. İşin ve çalışmanın en yoğun olduğu bir zaman diliminde böyle bir uygulama hangi gelişmiş ülkede vardır acaba?

Benzer olaylar bitmiyor ki!

Yine bir ülkede paralı otoyollar var. O ülkenin yurttaşı aracıyla o yollardan geçtiğinde belirli bir ücret öder. Ama bazı yerler var ki oralardan geçiş yapıldığında çift geçiş ücreti alınıyor. Aynı anda, aynı saatte aynı dakika-saniyede iki ayrı yerden geçiş yapılmış oluyor. Bu durum karşısında o ülkenin yurttaşı oto yol işletmesinin müşteri hizmetlerini, şikayet hattını arıyor, durumu anlatıyor; geçişleri, gününü, saatini, dakikasını belirtiyor, hesabından iki kez geçiş ücreti alındığını söylüyor, telefonundaki uygulamadan tek tek örnekliyor; oto yol işletmesinin ilgilisi “Yapacak bir şey!” veya “Bizim sistemde böyle bir şey görünmüyor!” diyor. O ülkeni yurttaşı, “Peki, benim param niye eksildi, ben bir kez geçiş yaptım, sistemde iki kez kesinti yapıldığı görünüyor. Benim param nereye gitti?”diye soruyor; cevap yok.

Evet, benzer olayları çoğaltabiliriz.

Yine bir ülkenin gelişmiş kentlerinden birinde kent içi yollarda uyarı levhaları var. Özellikle duraklama ve park yasağı olanlar. Buralara araçlar park ediliyor. O ülkenin yurttaşı bir gün bakıyor ki oraya park edilen araçlar çekiliyor, ceza yazılıyor. Sonra aradan birkaç hafta geçiyor; aynı yerlerde yine araçlar var. Ama bu kez hiçbir ceza ve çekme işlemi uygulanmıyor. O ülkenin yurttaşı doğal olarak soruyor:

Bu çelişkinin sırrı ne olabilir?

O kentte yaşayanlar, neye ve kime göre davranacaklar?

Ne zaman ceza yazılacağını veya aracının ne zaman çekileceğini fala bakarak mı öğrenecek?

Yine bir ülkenin bir yurttaşı bankamatikten maaşını veya parasını almak istiyor. İşlem yapıyor, ama bankamatik parayı vermiyor. Sistem, paranın çekildiğini belirtiyor. O ülkenin yurttaşı ilgili bankaya durumu anlatıyor, yaşadıklarını, yazılı olarak anında bildiriyor. Banka, durumu inceliyor. “Evet, işlem yapılmış, ama makine parayı vermemiş. Dolayısıyla paranız, sistemde, bankada kalmış. Biz, durumu genel müdürlüğe bildireceğiz, genel müdürlük de gerekeni yapacak.”diye cevap veriliyor. Aradan bir hafta, on gün, on beş geçiyor, bir cevap yok. Bankanın ilgililerinde ve yetkililerinde, bu kişinin almak isteği o para, maaşı idi. Bu kişi parasız bu bir ayı nasıl geçirecek, diye bir düşünce yok.

Sonuç, bir sonraki ay, alamadığı parası ile birlikte yeni maaşını alabiliyor.

Böye bir acımasızlık, umursamazlık olabilir mi? Bu ülkede olabiliyor.

Yine o ülkede o ülkenin yurttaşı, telefon dolandırıcılarının tuzağına düşüyor. Ama son anda olayın farkına varıp kendi banka şubesini arıyor. Durumu anlatıyor. Banka yetkilisi de EFT yapılan başka bankayı arayıp işlemi bloke ettirip dolandırıcılığı durduruyor. Dolandırıcılık işleminin kim tarafından yapıldığı bilinmese de EFT yapılan hesabın kime ait olduğu belli. Mağduriyet yaşayan o ülkenin yurttaşı, yaşadığı olayı savcılığa bildiriyor. Savcılık, durumu inceledikten sonra şikayete cevap veriliyor. “Söz konusu olayda mağduriyet oluşmadığı için kovuşturmaya gerek olmadığına…” deniliyor…

Evet, “Bir ülkede insan olmak” ve “Bir ülkede insan olabilmek”

Aslında arada çok fark var. Bazılarına göre fark “olmak/olabilmek”te saklı olabilir.

Sözün Özü

İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın! Şeyh Edebali

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.