Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

ÇOCUKLARIMIZ VE BEKLENTİLERİMİZ

Değerli dostlar, zaman zaman sosal medyada çok ilginç ve bir o kadar da yararlı bilgilere ulaşıyoruz. İşte bu sosyal medya gezintilerinde karşımıza çıkan, yararlı ve anlamlı paylaşımlardan biri. Bu paylaşımın bazı yerlerini değiştirdim, sona doğru olan bölümüne de birkaç cümle ekledim. Umarım, yararlı olur. Çocuğumuz için ne istiyoruz? Örneğin bunları istiyor olabilir miyiz; Çocuğunuzun dersleri iyi olsun; ama varsın, bir çivi bile çakamasınmı? Matematiği düzgün olsun; ama varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın mı? Notları yüksek olsun; ama varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin mi? Varsın, eve gelen konuklarınızla üç kelime konuşamasa da olur mu? Fen Lisesine gitmiş olsun; hatta sınıf birincisi olsun; ama varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülüp geçsin mi? Okulda öğretmenlerin gözdesi olsun; ama varsın, ihtiyacından çok harçlığı olduğu halde kantinden simit alamayan diğer çocuklarla alay etsin mi? Örneğin yabancı dili mükemmel olsun; ama varsın, hatırını soran büyüklerine “Teşekkür ederim, ya siz nasılsınız efendim?” diyemesin mi? Sınavlarda hep tam puan alsın; ama varsın, oyun arkadaşları olmasın mı? Bilgisayarı, tableti, telefonu çok iyi kullansın; ama varsın; taziye-baş sağlığı nedir, bilmesin mi? Başın sağ olsun, ne demek, anlamasın mı? Geçmiş olsun, kime denir, niçin denir, bunlardan haberi olmasın mı? Uğurlar olsun, ne anlama gelir, farkında olmasın mı? Ama karneleri hep “süper” olsun, öyle mi? Evet, varsın, tek dostu olmasın; ama iyi gelir getiren bir mesleği olsun! Öyle mi? Bu çocukları bu duruma nasıl mı getirdik? İsterseniz, kısa süreli geriye dönüş yapalım, çocuğumuzla iletişimimizin nelerden oluştuğuna bakalım. “Oğlum, çıkar üstünü-başını! Doğru derslerinin başına!” “Kızım, öğrenemedin gitti şu işi! Hafta içi sokak-mokak yasak!” “Ne gezmesi! Sen, önce ödevlerini bitir.” “Oyun mu? Gelmeyeyim yanına!” “Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma!” “Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine!” “Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten!” “Şu odanın hali ne küçük bey?” “Hayır efendim! Siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz!” “Haftaya veli toplantısı var, biliyorsun değil mi küçük hanım?” “Çocuklar, kesin şamatayı! Elime sopa almayayım!” Bırakın çocuğu, bu yöntemle kimseyle sağlıklı iletişim kurulamaz. Örneğin, çocuğumuz hakkında şunları hiç merak ediyor muyuz? İlgisinin, el becerisinin neye yatkın olduğunu; gönlünün neleri istediğini; dilinin neye uyumlu olduğunu; gözlerinin zevkini; hangi oyunlardan hoşlandığını; neleri “merak” ettiğini; arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını; hangi oyunlarda başarılı olduğunu; futbola ilgisini, basketbolla arasını, satrançla havasını; hiç merak ettik mi? Bisiklete binmeyi öğrenip öğrenmediğini; resim dersine ilgisini; müzikle arasını; hiç sorduk mu? Bu sorulara cevaplarımız “hayır” ise çocuklarımızla ayağı yere basan bir iletişim kurulamaz! Eğer çocuğumuz , her sözümüze tepkili ise; lafı ağzımıza tıkıyorsa; arada bir bizi tersliyorsa; hayallerinizin ve beklentilerimizin suya düşmesi, hep bundandır. Çocuklarımızı yetiştirirken “yap” ya da “yapma” demek yerine “örnek” olunmalıdır. Çocuk, duyduğunu değil; gördüğünü yapar. Sözün Özü Çocuklarınıza zengin olmayı değil; mutlu olmayı öğretin. Böylece hayatları boyunca sahip olduklarının fiyatını değil değerini bilirler.
Ekleme Tarihi: 07 Nisan 2021 - Çarşamba
Mustafa ATALAY

ÇOCUKLARIMIZ VE BEKLENTİLERİMİZ

Değerli dostlar, zaman zaman sosal medyada çok ilginç ve bir o kadar da yararlı bilgilere ulaşıyoruz.

İşte bu sosyal medya gezintilerinde karşımıza çıkan, yararlı ve anlamlı paylaşımlardan biri. Bu paylaşımın bazı yerlerini değiştirdim, sona doğru olan bölümüne de birkaç cümle ekledim.

Umarım, yararlı olur.

Çocuğumuz için ne istiyoruz?

Örneğin bunları istiyor olabilir miyiz;

Çocuğunuzun dersleri iyi olsun; ama varsın, bir çivi bile çakamasınmı?

Matematiği düzgün olsun; ama varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın mı?

Notları yüksek olsun; ama varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin mi?

Varsın, eve gelen konuklarınızla üç kelime konuşamasa da olur mu?

Fen Lisesine gitmiş olsun; hatta sınıf birincisi olsun; ama varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülüp geçsin mi?

Okulda öğretmenlerin gözdesi olsun; ama varsın, ihtiyacından çok harçlığı olduğu halde kantinden simit alamayan diğer çocuklarla alay etsin mi?

Örneğin yabancı dili mükemmel olsun; ama varsın, hatırını soran büyüklerine “Teşekkür ederim, ya siz nasılsınız efendim?” diyemesin mi?

Sınavlarda hep tam puan alsın; ama varsın, oyun arkadaşları olmasın mı?

Bilgisayarı, tableti, telefonu çok iyi kullansın; ama varsın; taziye-baş sağlığı nedir, bilmesin mi? Başın sağ olsun, ne demek, anlamasın mı?

Geçmiş olsun, kime denir, niçin denir, bunlardan haberi olmasın mı?

Uğurlar olsun, ne anlama gelir, farkında olmasın mı? Ama karneleri hep “süper” olsun, öyle mi?

Evet, varsın, tek dostu olmasın; ama iyi gelir getiren bir mesleği olsun! Öyle mi?

Bu çocukları bu duruma nasıl mı getirdik?

İsterseniz, kısa süreli geriye dönüş yapalım, çocuğumuzla iletişimimizin nelerden oluştuğuna bakalım.

Oğlum, çıkar üstünü-başını! Doğru derslerinin başına!”

Kızım, öğrenemedin gitti şu işi! Hafta içi sokak-mokak yasak!”

Ne gezmesi! Sen, önce ödevlerini bitir.”

Oyun mu? Gelmeyeyim yanına!”

Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma!”

Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine!”

Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten!”

Şu odanın hali ne küçük bey?”

Hayır efendim! Siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz!”

Haftaya veli toplantısı var, biliyorsun değil mi küçük hanım?”

Çocuklar, kesin şamatayı! Elime sopa almayayım!”

Bırakın çocuğu, bu yöntemle kimseyle sağlıklı iletişim kurulamaz.

Örneğin, çocuğumuz hakkında şunları hiç merak ediyor muyuz?

İlgisinin, el becerisinin neye yatkın olduğunu; gönlünün neleri istediğini; dilinin neye uyumlu olduğunu; gözlerinin zevkini; hangi oyunlardan hoşlandığını; neleri “merak” ettiğini; arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını; hangi oyunlarda başarılı olduğunu; futbola ilgisini, basketbolla arasını, satrançla havasını; hiç merak ettik mi?

Bisiklete binmeyi öğrenip öğrenmediğini; resim dersine ilgisini; müzikle arasını; hiç sorduk mu?

Bu sorulara cevaplarımız “hayır” ise çocuklarımızla ayağı yere basan bir iletişim kurulamaz!

Eğer çocuğumuz , her sözümüze tepkili ise; lafı ağzımıza tıkıyorsa; arada bir bizi tersliyorsa; hayallerinizin ve beklentilerimizin suya düşmesi, hep bundandır.

Çocuklarımızı yetiştirirken “yap” ya da “yapma” demek yerine “örnek” olunmalıdır.

Çocuk, duyduğunu değil; gördüğünü yapar.

Sözün Özü

Çocuklarınıza zengin olmayı değil; mutlu olmayı öğretin. Böylece hayatları boyunca sahip olduklarının fiyatını değil değerini bilirler.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.