Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

DÜŞÜNEBİLMEK

Değerli dostlar, bu haftaki yazımıza farklı bir giriş yapalım. Örneğin birkaç soru ile başlayalım.“Ne kadar düşünüyorsunuz?” Ya da “Düşünebilenlerden misiniz?” *** Bu soruların yanıtları farklılık gösterebilir. Sizler düşünürken biz yazımızı farklı noktadan sürdürelim.  İmam Maturidi’yi bilir misiniz? Bizim itikadi imamımız. İşte o İmam Maturidi, “Düşünmemeyi telkin eden her türlü tutum, şeytan işidir.” diyor. Bu görüşle örtüşen çok güzel bir özdeyiş de var: “Boş kafa, şeytanın çalışma odasıdır.”  Evet, çok doğru… İmam Maturidi, bir Türk olarak İslam’ın Hanefi akılcı ekolünün en büyük kişilerinden birisidir; ayrıca itikat imamıdır. DÜŞÜNMEK VEYA DÜŞÜNMEMEK: VAR OLMAK YA DA YOK OLMAK Çoğumuzun aynı düşüncede olmadığı, bir başkasını suçlarken genellikle düşünmediği, düşünemediği biçiminde sanımız veya iddiamız vardır. Aslında tüm insan kaynaklı sorunların nedeni de burada yatıyor. Düşünmek veya düşünmemek; var olmak ya da yok olmak birbirleriyle eş. Düşünme eylemimizde bir eksiklik varsa “az düşünüp çok inanma” durumu ortaya çıkar ki bu da insanla hayvan arasında başka bir durum oluşturuyor. Bu duruma çok değerli arkadaşımız ve gönüldaşımız Mustafa KIZIKLI dostumuz, “İnvan” diyor (‘insan’ın ‘in’i; ‘hayvan’ın ‘van’ı). Çok doğru bir tanımlama. ARAŞTIRMALARA VE ÇIKAN SONUÇLARA GÖRE SAÇMA BİR ANLAYIŞ Bilimsel araştırmalara göre hayvanların da düşündüğü, düşünebildiği belirlenmiş; ama düşünebildiğini düşünemiyormuş. İşte insanla hayvanı birbirinden ayıran tek özellik, “düşündüğünü anlayabilme” yeteneği. Yani insanı, beyni ve aklı var diye “eşref-i mahlukat” sayma anlayışı çok da mantıklı gelmiyor. Buradaki araştırmalara ve çıkan sonuçlara göre saçma bir anlayış. Bu “eşref-i mahlukat” anlayışını dinle, İslam’la bağdaştırmak da doğru değil. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in Arâf Suresinin 179. Ayetinde “Andolsun ki cinden ve insten çoklarını cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır ki onlar ile anlayamazlar ve onların gözleri vardır ki onlar ile göremezler ve onların kulakları vardır ki onlar ile işitemezler. Onlar, hayvanlar gibidirler, belki onlar daha sapıktırlar. İşte gafil olanlar onlardır.” deniliyor. *** Yani her insan değil, doğru dürüst düşünüp aklını kullanabilen insan “eşref-i mahlukat” sınıfına konabilir. İNSAN, TANRI'NIN HALİFESİ Kuran'da sık sık yinelenen söz ve emir “akletmek”tir. Bu da “düşünmek, düşünebilmek, aklını kullanabilmek”tir. Bu yeteneğe sahip olmayan insanda akıl olmadığı için dinen de sorumlu sayılmıyor. Yani ön şart olan bu düşünme eylemi hakkıyla gerçekleşmiyorsa ibadet adı altında yapılan tüm ritüeller boş ve anlamsız. Uygar dünya bu konuda yeterince yol gösteriyor. İnsan, Tanrı'nın halifesi. Bilgisinden dolayı eşyayı bildiği; iradesinden dolayı seçme hakkına sahip olduğu için “İbret alın!”, “Öğrenin!”, “Alın!”, “Bulun!” emirleri, diğer dinlerden çok daha fazla İslam’da var. İmam Maturidi, “gerekçelendirilmiş doğru inanç” anlayışı içinde bilgiyi gerekçelendirecek bir kanıtı gerekli görmüş, kanıttan yoksun ve başkası için kanıt niteliği taşımayacak ilham denilen yöntemleri dışarıda bırakmış. İmam Maturidi, bilginin doğru veya yanlış olduğunun belirlenmesine önem vermiş; bunun için gerçekçi araçlara başvurulmasını vurgularken öznel olanların elenmesi gerektiğini söylüyor. Yani şunu demek istiyor. Nakilciliğe ve ezberciliğe dayanan; aklı, mantığı, sorgulamayı devre dışı bırakan anlayış yerine aklı, mantığı, düşünmeyi, araştırmayı önceleyen, akılcılığı ve sorgulamayı öneren bir anlayışı sunuyor.  *** Peki, nedir bu düşünmek, düşünebilmek? Nasıl düşünülür? AKIL, MANTIK VE DÜŞÜNEBİLME YETENEĞİ Beyni olan herkesin insan gibi düşünebileceğini sanıyorsak yanılıyoruz. Hayvanların da beyni var, onlar da düşünürler; ama düşünebildiğini anlamak gibi bir yetenekleri yok.  İşte öncelikle bu yeteneğe sahip bir akıl, mantık ve beyin gerekli. Bir insanın akıl, mantık ve beyinle düşünebilmesi; bilgi birikiminin zeka denilen yetenekle, karşılaşılan durumların harmanlanması, söz dağarcığındaki sözcüklerle sesli veya sessiz yorumlanması ve karar verme sürecidir. Dinin de bilimin de ortaya koyduğu asıl nokta akıl, mantık ve düşünebilme yeteneği. Bunlara bağlı olarak da akıl yürütme ve sorgulama becerisi. Tüm bunlardan yola çıkarak düşünmek, düşünebilmek için bir beyinle birlikte neler gerekliymiş, değil mi? *** Sözün Özü: Düşünmeyen tutucudur; düşünemeyen aptal. Düşünmediğine aldırmayan ise köle… William Drummond      
Ekleme Tarihi: 20 Şubat 2024 - Salı
Mustafa ATALAY

DÜŞÜNEBİLMEK

Değerli dostlar, bu haftaki yazımıza farklı bir giriş yapalım. Örneğin birkaç soru ile başlayalım.“Ne kadar düşünüyorsunuz?” Ya da “Düşünebilenlerden misiniz?”

***

Bu soruların yanıtları farklılık gösterebilir. Sizler düşünürken biz yazımızı farklı noktadan sürdürelim.  İmam Maturidi’yi bilir misiniz? Bizim itikadi imamımız. İşte o İmam Maturidi, “Düşünmemeyi telkin eden her türlü tutum, şeytan işidir.” diyor. Bu görüşle örtüşen çok güzel bir özdeyiş de var: “Boş kafa, şeytanın çalışma odasıdır.”  Evet, çok doğru… İmam Maturidi, bir Türk olarak İslam’ın Hanefi akılcı ekolünün en büyük kişilerinden birisidir; ayrıca itikat imamıdır.

DÜŞÜNMEK VEYA DÜŞÜNMEMEK: VAR OLMAK YA DA YOK OLMAK

Çoğumuzun aynı düşüncede olmadığı, bir başkasını suçlarken genellikle düşünmediği, düşünemediği biçiminde sanımız veya iddiamız vardır. Aslında tüm insan kaynaklı sorunların nedeni de burada yatıyor. Düşünmek veya düşünmemek; var olmak ya da yok olmak birbirleriyle eş. Düşünme eylemimizde bir eksiklik varsa “az düşünüp çok inanma” durumu ortaya çıkar ki bu da insanla hayvan arasında başka bir durum oluşturuyor. Bu duruma çok değerli arkadaşımız ve gönüldaşımız Mustafa KIZIKLI dostumuz, “İnvan” diyor (‘insan’ın ‘in’i; ‘hayvan’ın ‘van’ı). Çok doğru bir tanımlama.

ARAŞTIRMALARA VE ÇIKAN SONUÇLARA GÖRE SAÇMA BİR ANLAYIŞ

Bilimsel araştırmalara göre hayvanların da düşündüğü, düşünebildiği belirlenmiş; ama düşünebildiğini düşünemiyormuş. İşte insanla hayvanı birbirinden ayıran tek özellik, “düşündüğünü anlayabilme” yeteneği. Yani insanı, beyni ve aklı var diye “eşref-i mahlukat” sayma anlayışı çok da mantıklı gelmiyor. Buradaki araştırmalara ve çıkan sonuçlara göre saçma bir anlayış. Bu “eşref-i mahlukat” anlayışını dinle, İslam’la bağdaştırmak da doğru değil. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in Arâf Suresinin 179. Ayetinde “Andolsun ki cinden ve insten çoklarını cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır ki onlar ile anlayamazlar ve onların gözleri vardır ki onlar ile göremezler ve onların kulakları vardır ki onlar ile işitemezler. Onlar, hayvanlar gibidirler, belki onlar daha sapıktırlar. İşte gafil olanlar onlardır.” deniliyor.

***

Yani her insan değil, doğru dürüst düşünüp aklını kullanabilen insan “eşref-i mahlukat” sınıfına konabilir.

İNSAN, TANRI'NIN HALİFESİ

Kuran'da sık sık yinelenen söz ve emir “akletmek”tir. Bu da “düşünmek, düşünebilmek, aklını kullanabilmek”tir. Bu yeteneğe sahip olmayan insanda akıl olmadığı için dinen de sorumlu sayılmıyor. Yani ön şart olan bu düşünme eylemi hakkıyla gerçekleşmiyorsa ibadet adı altında yapılan tüm ritüeller boş ve anlamsız. Uygar dünya bu konuda yeterince yol gösteriyor. İnsan, Tanrı'nın halifesi. Bilgisinden dolayı eşyayı bildiği; iradesinden dolayı seçme hakkına sahip olduğu için “İbret alın!”, “Öğrenin!”, “Alın!”, “Bulun!” emirleri, diğer dinlerden çok daha fazla İslam’da var. İmam Maturidi, “gerekçelendirilmiş doğru inanç” anlayışı içinde bilgiyi gerekçelendirecek bir kanıtı gerekli görmüş, kanıttan yoksun ve başkası için kanıt niteliği taşımayacak ilham denilen yöntemleri dışarıda bırakmış. İmam Maturidi, bilginin doğru veya yanlış olduğunun belirlenmesine önem vermiş; bunun için gerçekçi araçlara başvurulmasını vurgularken öznel olanların elenmesi gerektiğini söylüyor. Yani şunu demek istiyor. Nakilciliğe ve ezberciliğe dayanan; aklı, mantığı, sorgulamayı devre dışı bırakan anlayış yerine aklı, mantığı, düşünmeyi, araştırmayı önceleyen, akılcılığı ve sorgulamayı öneren bir anlayışı sunuyor. 

***

Peki, nedir bu düşünmek, düşünebilmek? Nasıl düşünülür?

AKIL, MANTIK VE DÜŞÜNEBİLME YETENEĞİ

Beyni olan herkesin insan gibi düşünebileceğini sanıyorsak yanılıyoruz. Hayvanların da beyni var, onlar da düşünürler; ama düşünebildiğini anlamak gibi bir yetenekleri yok.  İşte öncelikle bu yeteneğe sahip bir akıl, mantık ve beyin gerekli. Bir insanın akıl, mantık ve beyinle düşünebilmesi; bilgi birikiminin zeka denilen yetenekle, karşılaşılan durumların harmanlanması, söz dağarcığındaki sözcüklerle sesli veya sessiz yorumlanması ve karar verme sürecidir. Dinin de bilimin de ortaya koyduğu asıl nokta akıl, mantık ve düşünebilme yeteneği. Bunlara bağlı olarak da akıl yürütme ve sorgulama becerisi. Tüm bunlardan yola çıkarak düşünmek, düşünebilmek için bir beyinle birlikte neler gerekliymiş, değil mi?

***

Sözün Özü: Düşünmeyen tutucudur; düşünemeyen aptal. Düşünmediğine aldırmayan ise köle… William Drummond

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.